Terapi Hakkında Bilgiler

Adli psikoloji, psikoloji ve hukukun kesişmesi ile ortaya çıkmış ve yasal süreçlerde psikolojik ilkelerin uygulanması ile ilgilenen alandır. Türkiye%u2019de henüz yeni gelişmekte olan bu alan, dünyanın çeşitli yerlerinde çok daha sistematikleşmiştir. Bu tip ülkelerde sıklıkla dava sürecinde adli psikologların görüşü alınır. Adli psikologlar, yargılanan kişinin zihinsel yeterliliği, suç işlendiği esnadaki zihinsel durumu ve ruh hali, ve genel psikolojik durumu gibi konularda değerlendirme yaparlar. Cezai durumların söz konusu olmadığı kimi koşullarda da adli psikologların uzmanlığına başvurulur. Örneğin, boşanan bir çiftin çocuklarının velayetinin kime verileceğinin görüşüldüğü bir davada adli psikologlardan gerekli değerlendirmeleri yaptıktan sonra profesyonel görüşlerini bildirmeleri istenebilir. Adli psikologlar; adli tıp enstitüsü, mahkeme, ıslahevi veya hapishane gibi ortamlarda çalışır ve/veya araştırma yaparlar. Adli psikologların yasal kavramlar ve süreçlere aşina olmaları ve psikolojik olguları hukuk sistemine uyarlayabilmeleri önemlidir.

Yukarı
 

Bilişsel ve algısal psikologlar insanlarda algısal ve düşünsel fonksiyon ve süreçler, hafıza ve benzeri konular üzerinde çalışırlar. Fikir yürütme, muhakeme ve karar verme bu konular arasında yer alır. Zihnin gerçekliği nasıl temsil ettiği, bireylerin nasıl öğrendiği, insanların dili nasıl anladıkları ve oluşturdukları gibi sorular ile ilgilenirler.
Bilişsel ve algısal psikologlar zihinsel işlev ve süreçlerin biyolojik temellerini anlamak için sıklıkla davranış sinirbilimcileri (nörobilimcileri) ile iş birliği yaparlar. Ayrıca daha geniş ve bütünsel bir perspektiften bakabilmek için psikoloji bilimi kapsamındaki diğer alt alanlardan da faydalanırlar.

Yukarı
 

Bilişsel-davranışçı psikoterapi; görselleştirme, canlandırma, düşünme ve benzeri bilişsel süreçlerden ve çeşitli davranış değiştirme ilkelerinden yararlanarak kişinin hayatını olumsuz yönde etkileyen unsurları, düşünce ve davranış düzeyinde değiştirmeyi hedefleyen bir psikoterapi yaklaşımıdır. Otomatikleşmiş bilişsel süreçleri, kişinin kendisi hakkındaki kalıplaşmış yargılarını, yıkıcı davranış örüntülerini ve öğrenmenin etkisini ön planda tutar. Bilişsel-davranışçı terapi, danışanın aktif çabasıyla kişinin otomatik olumsuz düşüncelerini, rahatsız edici duygularını ve katı benlik şemasını daha olumlu bir hale getirmeye ve problem davranışları daha işlevsel olanlar ile değiştirmeye yardımcı olur.

Yukarı
 

Tipik olarak bir psikoterapi seansı 45-50 dakika sürer. Yine de, terapi yaklaşımlarına göre bu sürede değişiklik olabilir.

Yukarı
 

Tek bir psikoterapi yaklaşımına bağlı kalmaktansa, duruma ve danışanın ihtiyaçlarına göre esneklik gösterebilen bir terapi geleneğidir. Şu veya bu sisteme/ekole katı bir bağlılığın yol açabileceği eldeki veriyi veya olayı teoriye/tekniğe uydurma çabasının tersine bu yaklaşım, eldeki olaya veya veriye uygulanabilecek en iyi tekniği veya teoriyi arar. Örneğin eklektik yaklaşımlı bir terapist, basit fobileri davranışçı, kimlik bunalımıyla, arayışıyla, vb. ilişkili rahatsızlıkları varoluşçu, bazı histerik semptomları psikanalitik, bazı depresyon türlerini farmakolojik yöntemlerle tedavi etme yoluna gidebilir.

Yukarı
 

Ailenin tek bir üyesi yerine tüm üyelerini ele alan ve terapiye tabi tutan çok çeşitli terapi türleri için ortak bir addır. Bu yaklaşımda bir kişi üzerinde odaklanmak yerine, ailenin tamamı dinamik bir sistem olarak ele alınır. Grup terapisi şeklinde değerlendirilen aile terapisinde, aile üyelerinin duygularını yapıcı bir şekilde ifade etmesi, tıkanan iletişim kanallarının açılması, çatışmaların uzlaşmayla çözümlenmesi, böylece her üye için daha doyurucu bir aile içi etkileşim ve yaşantı amaçlanır.

Yukarı
 

Danışman psikologlar, klinik psikologlardan çok farklı çalışmamakla birlikte, ciddi problemleri olan kişilerle değil, gündelik hayattaki sıkıntıları ile mücadele eden kişilerle çalışırlar. Bu kişilerin sahip oldukları güçlü yanları ve duygusal kaynakları arttırmak ve sıkıntıları ile daha kolay ve etkin biçimde baş etmelerine yardımcı olmak üzere hizmet verirler. Danışmanlık ve psikoterapi haricinde, okullarda çalışabilir, eğitim ve bilimsel araştırma gibi alanlarda faaliyet gösterebilirler. Her yaştan ve her popülasyondan insanla çalışabilirler.

Yukarı
 

Deneysel psikoloji belli bir psikolojik fenomeni anlamak ve var olan bilimsel bilgiyi arttırmak için ampirik (deneye dayalı) yöntemlerden faydalanan alandır. Çalıştığı konular çok çeşitlidir; bilişsel süreçler, öğrenme ve koşullanma, karşılaştırmalı psikoloji ve daha birçok farklı konu deneysel psikolojinin ilgi alanına girebilir. Deneysel psikologlar akademik ortam, laboratuar ve başka pek çok iş ortamında görev alabilirler. Hem insanlar hem de hayvanlar ile çalışırlar.

Yukarı
 

Eğitim psikologları verimli öğrenme süreçlerinin nasıl gerçekleştiği ve etkin öğretme yöntemlerinin neler olduğu ile ilgilenirler. Farklı unsurların öğrenmeyi nasıl etkilediği üzerine çalışır, olumlu veya pekiştirici etkisi olan öğeleri araştırırlar.

Yukarı
 

Endüstriyel/örgütsel psikologlar kişinin verimliliğini ve çalışma hayatının kalitesini arttırmak üzere çalışırlar. Bunu yaparken psikolojik ilkelerden ve araştırma yöntemlerinden yararlanırlar. Birçoğu, insan kaynakları alanında çalışır ve eleman alma, eğitme ve geliştirme konularında kurumlara destek verir. Diğerleri ise yönetim danışmanları olarak çalışır ve stratejik planlama, kalite yönetimi ve kurumsal değişimi doğru idare etme gibi hususlarda kurumlara yardımcı olurlar.

Yukarı
 

Evrimsel psikologlar, evrimsel ilkelerin insan duygu, düşünce ve davranışlarını nasıl etkilediklerine odaklanır ve insanı evrimsel bir bakış açısı ile ele alırlar. Organizmanın hayatta kalabilmesine etkisi olan ve genetik olarak belirlenmiş davranışlar üzerine çalışırlar. Kadın ve erkek arasındaki farklılıklar, eş seçimi, şiddet eğilimi ve davranışı, yardım etme davranışı ve iletişim ilgi alanlarına giren konular arasındadır.

Yukarı
 

Gelişim psikologları, insanoğlunun yaşam boyunca geçirdiği psikolojik gelişim ile ilgilenirler. Genellikle akademik ortamlarda görev alır, okul veya sosyal hizmet kurumlarına danışmanlık verir ya da çocuklar ile çalışırlar. Önceleri bu alandaki çalışmalar, kişi üzerinde en çok belirleyiciliği olduğu kabul edilen çocukluk ve ergenlik dönemlerine odaklanırken, son yıllarda yaşlılık dönemi ve yaşlanma sürecine de ilgi gösterilmeye başlamıştır.

Yukarı
 

Gestalt psikolojisi, Almanya'da 1910'lu yıllardan itibaren yapısalcılığa ve diğer atomistik yaklaşımlara karşı gelişen ve Max Wertheimer, Kurt Koffka, Wolfgang Köhler, Kurt Lewin gibi isimlerin öncülüğünü yaptığı bir psikoloji akımıdır. Gestalt psikolojisinden oldukça farklı olmakla birlikte ondan esinlenerek Fritz Perls'ün önderliğinde gelişen Gestalt terapisi ise fenomenolojik bir bakışa sahip bir terapötik yaklaşımdır. Gestalt psikoterapi, hümanistik psikoterapi ekolünün bir alt dalıdır. İnsan yaşantısının ve davranışının örgütlü, bütünsel özelliğini vurgulayan bu yaklaşım, davranışların olduğu kadar bilişsel süreçlerin de temel, ilkel bileşenlerine indirgenerek anlaşılamayacağını, çünkü bütünün, kendisini oluşturan algısal parçalardan farklı olduğunu ve bu farklılığın, parçalar arasındaki örgütlenmeyle, ilişkilerle, düzenlemeyle oluştuğunu ve ancak bu terimlerle anlaşılabileceğini savunmuştur. Gestalt teorisine göre bütünü oluşturan parçaların işleyişi, bütünün kendisinin yapısıyla belirlenir; bütünün veya bütünlüğü olan sistemlerin davranışı, işlevleri açısından birbirinden ayrılamaz şeylerdir. Gestalt terapisinde, bireysel sorumluluk, terapist-danışan ilişkisi, anı yaşayıp anda olmak, sosyal çevre ve bütünsellik gibi kavramlar merkezidir.

Yukarı
 

Eğer;
uzun süreli bir mutsuzluk ve çaresizlik hissi içerisinde iseniz; yakınlarınızın, ailenizin ve sizin çabalarınıza rağmen sorunlar çözülemiyor, hatta daha da kötüye gidiyor ise...

Basit günlük görevleri yerine getirmekte zorluk ve isteksizlik çekiyorsanız, iş veya okuldaki sorumluluklarınızla baş edemiyor, ve bunların sonucu olarak başarısızlık yaşıyorsanız...

Haddinden fazla telaşlanıyor, sürekli en kötü olasılıklara odaklanıyor ve rahatlamak konusunda sıkıntı yaşıyorsanız...

Hareketleriniz ve davranışlarınız size veya çevrenizdekilere zararlı nitelikte ise: örneğin bağımlılık derecesinde içki tüketiyor, uyuşturucu madde kullanıyor, günlük hayatta fazla saldırgan ve tartışmacı bir tavır takınıyorsanız...

Günlük hayatla baş edebilme becerilerini geliştirmek, değişim süreçlerinde kendi koyduğunuz hedeflere ulaşabilmek ve kendi bilişsel kaynaklarınızdan daha iyi yararlanabilmek istiyorsanız...

Terapi desteği almayı düşünmelisiniz.
(Kaynak: APA'den uyarlanmıştır)

Yukarı
 

Fenomenoloji geleneğinden gelen ve insanın eşsizliği, irade özgürlüğü, kendi kararlarını verme ve sonuçlarının sorumluluğunu üstlenme gerekliliği, kendi seçimlerini yapma zorunluluğu, kendine özgü bir yaşam tarzı oluşturma yetisi ve öz gerçekleştirme, yaşamda anlam bulma, acıyı ve ölümü kabullenme ihtiyacı gibi varoluşun kaçınılmaz kaygıları ile yüzleşmeyi öne çıkaran bir ekoldür. İsminden de anlaşıldığı gibi hümanistik (insancıl) bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımda bilinçdışından ve geçmişteki yaşantılardan çok, bugünkü durum, 'şimdi ve burada'yı yaşama vurgulanır. Gestalt, varoluşçu psikoterapi ve danışan-odaklı psikoterapi olmak üzere alt yaklaşımları vardır.

Yukarı
 

Genellikle minimum 1, maksimum 25 seans süren kısa süreli psikoterapi, hedef yönelimli ve aktiftir. Kısa süreli oluşu seans sayısı ile değil, danışanların belli bir hedefe ulaşabilmeleri için düşünce, duygu ve davranışlarını değiştirmeleri için destek verirken zamanı mümkün olduğunca verimli bir şekilde kullanmayı niyet edinmesi ile tanımlanmıştır. Literatürde 50'ye yakın kısa süreli psikoterapi yaklaşımı bulunmakla birlikte, özellikle iki tanesi yaygın olarak kullanılmaktadır: problem odaklı kısa süreli terapi ve çözüm odaklı kısa süreli terapi. İlki söz konusu problem, ikincisi ise çözümü üzerine odaklanır. Kısa süreli psikoterapi, basit fobilerde, kişilikten kaynaklanmayan güncel çatışmalarda ve benzeri konularda etkilidir.

Yukarı
 

Klinik psikologlar, zihinsel, duygusal ve davranışsal sıkıntı veya sorunları olan kişilere psikolojik destek sağlarlar. Kısa dönemli krizlerden kronik rahatsızlıklara çok çeşitli alanlarda hizmet verirler. Bazı klinik psikologlar yalnızca spesifik problemler ile çalışırlar. Bazıları ise belirli popülasyonlarla çalışırlar. Belli bir problem alanına veya popülasyona yoğunlaşmaksızın daha geniş bir sahada çalışan klinik psikologlar da mevcuttur. Her üç şekilde de kişi, hizmet verdiği alanlar ve/veya topluluklar konusunda yetkinlik sahibi olmalıdır.
Klinik psikologlar gerekli durumlarda ihtiyaca göre psikiyatristlere veya diğer hekimlere danışır ya da danışanlarını bu kişilere yönlendirirler.

Yukarı
 

Nöropsikologlar ve davranışçı nöropsikologlar beyin ve psikolojik olgular arasındaki ilişkiler ile ilgilenirler. Örneğin, beynin nasıl anı oluşturduğunu ve bu anıları nasıl depoladığını veya bazı beyin hastalıklarının ve sakatlıklarının nasıl duygu, algı ve davranışı değiştirebildiğini incelerler. Görüntüleme sistemlerinden faydalanarak beynin çeşitli işlevlerini incelerler.

Yukarı
 

Psikanalitik teori ve takiben ortaya çıkmış olan psikodinamik teori, erken çocukluk yaşantılarını ve geçmiş deneyimleri, bilinçdışını ve insan gelişiminde psikoseksüel süreçleri vurgulayan bir kişilik kuramıdır. Başlangıçta Freud tarafından ortaya atılan psikanalitik teorinin daha sonra farklı birçok türevi ortaya çıkmış olmasına rağmen, hepsinin ortak noktası kişiliğe, kişilik gelişimine ve insan davranışına dinamik bir bakış açısından bakmasıdır. Hepsi de erken çocukluk döneminin ve bu dönemde yaşanılan deneyimler ile bilinçdışı etkenlerinin hem kişiliğin hem de patolojinin gelişmesinde belirleyici bir rol oynadığını savunur. Buna karşılık çocuk cinselliğinin önemi, Ödipus kompleksi, içgüdüsel yaşam, haz ve gerçeklik ilkelerinin işleyişi, saldırganlık ve başka pek çok konuda Freud ile onu izleyenler arasında görüş ayrılıkları da vardır. Serbest çağrışım, rüya analizi ve transferans yoluyla rüyaların, arzuların ve direncin analiz edilmesi, çatışma ve travmaların su yüzüne çıkarılması, kısacası kişinin kendisine dair farkındalık kazanmasının sağlanması ise psikanalitik ve psikodinamik tedavilerin ortak amacıdır.

Yukarı
 

Psikiyatrlar, tıp fakültelerinden mezun olup, psikiyatri eğitimini tamamlamış doktorlardır. Duygusal, zihinsel ve davranışsal işlev ve süreçlerle ilgili problemlerin tanısını tıbbı bir yaklaşımla ele alarak değerlendirir ve gerekli tedavi planını yaparlar. Bu tedavi planını yaparken ilaç kullanımı önemli bir yer tutar. Gerektiğinde psikometrik test uygulaması, hastaneye yatış, konsültasyon gibi seçeneklere yönlendirirler. Psikoterapi eğitimi almış olan psikiyatrlar, psikoterapi de yapabilirler.

Yukarı
 

Gerek psikiyatri gerekse psikoloji bilimleri; duygusal, zihinsel ve davranışsal işlev ve süreçleri inceler. Psikiyatri, ruh sağlığı ile ilgili problemlere genellikle biyopsikososyal bir bakış açısıyla yaklaşır ve sıkıntıları azaltmak için biyolojik yöntemlerden sıklıkla faydalanır. Biyolojik yapı ve fonksiyonları da göz önüne alarak kişiye daha bütünsel bir perspektiften bakılmasına imkan tanır; ancak yöntem olarak biyolojik yaklaşımları, bir başka deyişle ilaç tedavisini ön planda tutar.
Problemin birer işareti olarak belirtileri ele alır ve bu işaretlerin ortadan kaldırılmasını hedefler. Dolayısıyla tanı ve tedavi planlaması psikiyatrinin öncelik verdiği bir husustur. Problemin özelliğine göre ilaç tedavisi sık kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntem ancak psikiyatri eğitimini tamamlamış kişiler tarafından kullanılabilir.

Yukarı
 

Jacob Moreno tarafından geliştirilen bir psikoterapi tekniğidir. Danışanlar, çeşitli yaşam durumlarını, duygularını, çatışmalarını terapistin denetiminde canlandırarak sorunları üzerinde yeni iç-gözlemler yapmayı veya stres durumlarıyla başa çıkmanın yeni yollarını öğrenir. Genellikle üç taraflı bir düzenlemeyle yürütülür: duygusal sorunlarını ve insanlarla ilişkilerini sunan veya 'oynayan' bir gösterici (yani danışan), sahnelenen olaydaki önemli kişileri temsil eden destek rolleri oynayan eğitimli 'yardımcı egolar' ve bu süreci yönlendiren, sonunda yorumlama seansını yöneten yönetmen (yani terapist). Psikanalitik, psikodinamik ilkelere dayanan bu teknikle danışanın bu yolla ayrıca bilinçdışı çatışmalarıyla yüzleşebildiği ve sahneleme yoluyla bir tür boşalma-katarsis yaşadığı düşünülür.

Yukarı
 

Psikologlar, duygusal, zihinsel ve davranışsal işlev ve süreçleri sistematik olarak inceleyen, bu alanlarda gözlem ve değerlendirmeler yapan, üniversitelerin fen-edebiyat fakültesi psikoloji bölümlerinde 4 yıllık lisans eğitimin tamamlamış kişilerdir. Yukarıda da ifade edildiği gibi psikoloji biliminin pek çok alt alanı vardır. Bu alanların herhangi biriden yüksek lisans (uzmanlık) eğitimini tamamlamış kişilere Uzman Psikolog ünvanı verilir. Profesyonel bir eğitim sürecinden geçmenin yanı sıra, yetkin bir terapist olabilmenin önemli bir koşulu, alınan süpervizyonlardır.

Yukarı
 

Psikoloji, genel tanımıyla insan ve hayvan zihnini ve davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır. Bireylerin ve grupların kişisel ve kişiler arası (ilişkisel) boyutlarda duygusal, zihinsel ve davranışsal işlev ve süreçleri ile ilgili her türlü gözlem ve araştırmayı kendine konu alan psikoloji, sosyal bilimlerin bir dalıdır.

İnsana dair her alanda gözlem ve çalışma yapma imkanı olan psikoloji bilimi, kendi içerisinde pek çok alt alana ayrılır. Bu alanlar birbirlerinden çok farklı konular ile ilgilenebilmekte ve çok farklı yaklaşımları benimsemiş olabilmektedir. Eğitim psikolojisi, sosyal psikoloji, gelişim psikolojisi, deneysel psikoloji, bilişsel psikoloji, endüstri psikolojisi ve daha pek çok çeşitli uzmanlık alanı olan psikoloji biliminin en çok bilinen alt alanlarından biri klinik psikolojidir. Klinik psikoloji de kendi içerisinde farklı ekolleri barındırmaktadır.

Klinik psikoloji, kapsadığı çeşitli yaklaşımlara göre duygusal, zihinsel ve davranışsal problem alanlarının teşhisinin, nedenlerinin, belirtilerinin, sonuçlarının, korunma (önleme) ve tedavi (müdahale) yöntemlerinin bir kısmını veya tümünü ele alan ve psikoterapi yöntemleri ile kişiye destek vermeyi amaçlayan uygulamalı bir alandır. Kişiye destek verme biçimi yaklaşıma göre çok farklılık gösterebilir; bir ekol problemin nedenlerine odaklanırken bir diğeri sonuçlarına odaklanabilir. Klinik psikolojide bireyin çeşitli konulardaki değerlendirmelerin yapılması için psikometrik testlerden (kişilik, zeka, tutum, ilgi, klinik testleri gibi) uygulanması ve yorumlanması ve ilgili teorik ve pratik araştırmalardan da yararlanılır.

Yukarı
 

Klinik görüşme başlı başına bir psikolojik değerlendirme aracıdır. Ancak zaman zaman terapistler, danışanlarla ilgili daha fazla veya kısa sürede bilgi sahibi olabilmek için testlerden yararlanabilirler.

Psikolojik değerlendirmede kullanılan testler yapılarına göre farklılık gösterirler. Kişinin kendisini değerlendirmesine dayalı ölçüm (self-report) veya objektif envanterler, projektif testler, davranış değerlendirme prosedürleri bunlardan bazılarıdır. Özellikle ilk ikisi çok sık kullanılır. İlki isminden de anlaşıldığı gibi kişinin kendisi hakkında bilgi vermesine dayalıdır. Kişinin vereceği cevaplar sınırlandırılmıştır. Bu tip bir testi yanıtlarken kişi kendisi hakkında ne söylüyor olduğunun farkındadır ve bu sebeple bilinçli veya bilinçsiz olarak yanıtları manipüle etmesi gibi bir olasılık vardır. Projektif testlerde ise kişinin verdiği cevaplar, kişinin kendisinde ne uyandığı ile ile ilgilidir ve daha derin anlamlar taşır. Objektif testlerdeki gibi dışarıdan bakıldığında yorumlanabilen bir yapısı yoktur; bu tip testleri uygulamak ve yorumlamak daha özel bir uzmanlık ve bilgi birikimi gerektirir. Projektif testlerde kişiyi belirli şıklardan seçime zorlayan bir sistem kullanılmaz.; sorular tamamen açık uçludur. Bu tip testlerin en çok bilinen örneği Rorshcach testidir.

Psikolojik değerlendirmede kullanılan testler içeriklerine/konularına göre de farklılık gösterir. En sık uygulanan testlerden bazıları; zeka testleri, tutum/tavır testleri, kişilik testleri ve nöropsikolojik testler olarak sınıflandırılabilir. Zeka testleri, IQ skorlamalarını kullanarak bilişsel, algısal, sözel ve sayısal boyutlarda beceri ve başarı ölçmeye yarar. En sık kullanılan zeka testlerinden bazıları WAIS-IV, WISC-R, Catell Culture Fair-III gibi testlerdir. Tutum/tavır testleri bireylerin bir olay, kişi veya nesneye bağlı hislerini ve tavrını ölçer. Thurston veya Likert gibi indeksler ölçüm için kullanılabilir. Tavır testleri terapi amaçlı olarak kullanıldığı gibi pazar/piyasa araştırmalarında da kullanılır. Kişilik testleri ise çoğunlukla Beş Büyük Faktör Kuramı etrafında şekillenmiştir. Bahsi geçen beş faktör açıklık, sorumluluk, dışadönüklük, uyumluluk ve duygusal dengedir. MMPI, MCMI-III, 16PF veya NEO-PI-R gibi testler sık kullanılan örnekler arasındadır. Nöropsikolojik testler çoğunlukla yaralanma veya fiziksel travmaları takip eder ve kişinin beyni ve sinir sistemiyle bağlantılı psikolojik fonksiyonların ölçümünde kullanılır.
Testler, gerekli eğitimleri almış kişiler tarafından, bir fikir vermesi amacıyla kullanıldığında terapi sürecine artı değer sağlayabilir. Yeterliliği olmayan kişiler tarafından veya bir terapi sürecine dahil edilmeden kullanılması ise çoğunlukla kişiyle ilgili çarptırılmış veya yetersiz bilgi edinilmesine sebep olacaktır.

Yukarı
 

Terapi kapsamında danışanların sahip olduğu birtakım haklar ve terapistlerin taşıdığı bazı sorumluluklar vardır. Terapiye gitmeden önce veya terapi sürecinin başlangıcında, haklarınızı öğrenmenizde fayda var.

Psikoterapide danışanların sahip oldukları en temel hakları şu maddeler ile özetleyebiliriz:

- Terapistin eğitimi, deneyimi ve yetkinlik alanları ile ilgili bilgi almak,
- Terapistin verdiği hizmetler, bu hizmetlerin bilimsel temelleri, sonuçları ve başarı dereceleri hakkında bilgi talep etmek,
- Terapistin mesleki yönelimi ve çalışma şekli hakkında bilgi edinmek,
- Terapi süreci ve koşulları ile ilgili sorular sormak,
- Seans süresi, sıklığı, ücreti ve benzeri konular hakkında sorular sormak,
- Yaş, cinsiyet, cinsel kimlik, etnik köken, din, mezhep, sosyo-ekonomik düzey veya herhangi bir konuda, ayrımcılık içermeyen, temel hak ve özgürlükler ile uyumlu, insancıl bir muamele görmek,
- Gizlilik sınırları içerisinde bir hizmet almak ve gizlilik ilkesinin geçerli olmadığı istisnai durumlar hakkında bilgi sahibi olmak (Bkz. "Gizlilik İlkesi"),
- Terapist yazılarında, derslerinde, süpervizyon (gözetim) çalışmalarında, verdiği eğitimlerde veya halka yönelik açıklamalarında (kimliğinizi ve şahsi bilgilerinizi gizleyerek) çalışmanız ile ilgili paylaşımlarda bulunmayı planlıyor ise bunu bilmek,
- Kendi ihtiyaç ve istekleriniz ile örtüşen nitelikte destek almak ve rızanız dışında kalan çalışmaları reddetmek,
- Yalnızca dilediğiniz kadar bilgi vermek,
- Size önerilen herhangi bir duyguyu, düşünceyi, davranışı, ilişki veya iletişim biçimini benimsemeyi veya benimsememeyi seçmek,
- Kişisel yakınlık ile ilişkili duygusal veya cinsel yaklaşım içermeyen, profesyonel sınırlar içerisinde kalan bir ilişki kurmak,
- Çoklu ilişkilerden (terapist ve kendiniz veya bir yakınınız arasında gelişen iş ilişkisi, kişisel ilişki, vb.) uzak bir ortamda terapi desteği almak,
- Çalışmanın akışı ile ilgili bilgi almak,
- İstediğiniz zaman terapiyi sonlandırmak ve dilerseniz başka bir terapistle çalışmak,
- Terapist çalışmayı sonlandırmayı öneriyor ise gerekçeleri hakkında fikir sahibi olmak

Gizlilik İlkesi

Terapist, gerek çalışma boyunca gerekse sonrasında, hizmet verdiği kişiden edindiği bilgileri gizli tutmakla yükümlüdür. Olağan koşullar altında, terapi sürecinin başlangıcında gizlilik ile ilgili sınırları ve istisnai durumları belirtmesi gerekir.
Danışana ait yazılı, işitsel veya görsel, kayıtlı her türlü bilgi ve değerlendirmeyi korumak terapistin sorumluluğundadır. Terapist, herhangi bir sebeple danışanının sesini veya görüntüsünü kaydetmek için mutlaka kendisinden izin almalıdır. Gelecekte bilimsel veya profesyonel amaçlar ile bu kayıtlardan yararlanmak isterse danışandan onay almak zorundadır.
Terapist, kişinin kimliğini ve şahsi bilgilerini saklı tutmak, gizliliği korumak ve yalnızca gerekli olan bilgileri vermek koşuluyla bilimsel veya profesyonel amaçlar doğrultusunda diğer profesyoneller ile çalışma hakkında bilgi paylaşabilir.
Özellikle aileler çoğu zaman terapi süreci ile ilgili bilgi almak isterler. İstisnai durumlar haricinde, 18 yaş üstü danışanlar ile ilgili bilgi verilmez. 18 yaş altındaki danışanlar ile çalışırken de gizlilik ilkesi esas alınır. Ancak, çocuğun veya ergenin paylaşmak istemediği konulara hassasiyet göstererek ailelere terapi süreci ile ilgili genel ve kısıtlı bilgi verilebilir.

Gizlilik ilkesi şu durumlarda geçerli değildir:
- Kişi kendisine veya bir başkasına zarar vermiş ve/veya vermeyi planlıyorsa
- 18 yaş altı çocuk veya ergenlerin, cezai ehliyeti olmayan yaşlı veya engelli kişilerin kötüye kullanımları söz konusuysa
- Danışan ile ilgili değerlendirme için terapistin görüşünü talep eden bir mahkeme emri varsa

Yukarı
 

Psikoterapist çok farklı kişilere çok farklı konularda destek verebilir. Örneğin, duygu durumu ile ilgili sıkıntıları olan, hayatlarıyla veya fiziksel sağlıklarıyla iç içe geçmiş kronik rahatsızlığı bulunan, iş düzeni değişimine uyum sağlamaya çalışan, stresli koşullara baş etmeye uğraşan veya bir yakının vefatına bağlı duygularla mücadele etme zorluğu çeken kişilere destek verebilir. Bunlara ek olarak psikoterapistler, birçok psikolojik değerlendirmenin ve testin uygulanması, skorlanması ve yorumlanması konusunda yetkinlik sahibidirler ve bu testlerden, danışanların tanınması ve daha iyi yardımcı olunması sürecinde faydalanırlar.
Psikoterapist, çoğunlukla kişinin yapısına, sıkıntısına ve durumuna göre en uygun terapi yaklaşımını kullanır. Bunların arasında bilişsel, davranışsal, bilişsel-davranışsal, psikodinamik ve humanistik ekoller mevcuttur. (Detaylı bilgi için "Terapi Yaklaşımları" başlığına bakabilirsiniz.) Terapi kişiye, aileye veya başka bir gruba yönelik olabilir. Klinik düzeyde problemler bulunduğu durumlarda, terapi ve ilaç kullanımı birlikte uygulanarak ek fayda sağlanabilir. Psikoterapist, kişinin ilaç tedavisinden faydalanabileceğini gördüğü takdirde kişiyi bir tıbbi sağlık çalışanına veya psikiyatra yönlendirebilir.

Yukarı
 

Rehabilitasyon psikologları; felç geçirmiş, kaza mağduru, zihinsel engelli ya da gelişimsel problemleri olan bireyler ile çalışırlar. Destek verdikleri kişilerin kendi özel durumlarına uyum sağlamalarına, sosyal ilişki becerilerini arttırmalarına, iş hayatında karşılaştıkları zorlukların üstünden gelmelerine ve ağrıları ile başa çıkabilmelerine yardımcı olurlar. Rehabilitasyon psikologları, ayrıca, toplum sağlığı ile ilgili alanlarda faaliyet gösterir ve şiddet veya madde kullanımı gibi durumların sebep olacağı engellerin oluşmasını önlemek üzere çalışırlar.

Yukarı
 

Sağlık psikologları biyolojik, psikolojik ve sosyal unsurların sağlık ve hastalık durumunu nasıl etkilediğini çalışır ve duygusal ve fiziksel iyilik halini arttırmaya yönelik sağlık hizmetleri stratejileri geliştirirler. Sorumlu oldukları kişilere bütünsel nitelikte bir sağlık hizmeti sunabilmek için ilgili tıp çalışanları ile birlikte hareket ederler. Sağlık psikologları herhangi bir hastalığın verdiği acı veya sıkıntılardan dolayı ortaya çıkan psikolojik problemler ile veya fiziksel belirtiler veren ama aslında psikolojik kaynaklı olan sorunlar ile ilgilenirler.

Yukarı
 

Sosyal psikologlar bireylerin zihinsel yaşamları ve davranışlarının diğer kişi ve gruplarla aralarında geçen sosyal etkileşimden nasıl etkilendiğini çalışırlar. Çalışma alanları çok kapsamlıdır; kişilerarası ilişkilerde yeri olan her konu sosyal psikologların ilgi alanına girer. Sosyal psikologlar çeşitli ortamlarda çalışabilirler; akademi veya enstitüler, reklam ajansları, ve organizasyon ve yönetime destek verecekleri iş yerleri ve devlet kurumları bunlardan birkaçıdır.

Yukarı
 

Spor psikologları sporcuların motivasyonlarını ve odaklanmalarını arttırmalarına ve rekabet ortamlarında sıkça karşılaşılan kaygı ve kaybetme korkusu ile baş etmelerine yardımcı olur. Bu alan Türkiye%u2019de henüz çok yerleşmemiş, yeni gelişmekte olan bir alandır.

Yukarı
 

Psikoloji ve Psikoterapi alanlarında bütünleyici bir yaklaşım olan TA, psikodinamik, bilişsel ve insancıl terapi yaklaşımlarından öğeler taşır. 1950'li yıllarda Eric Berne tarafından oluşturulan ve zaman içinde geliştirilen TA, temel olarak kişisel gelişim ve değişimi ön plana çıkaran bir terapi yöntemi olmasının yanı sıra aynı zamanda bir kişilik kuramıdır. Ebeveyn, Yetişkin ve Çocuk ego durumları, kişilerarası iletişimin psikolojik analizinin yapılmasında kullanılan ana modeli oluştururlar.

Yukarı
 

Terapistin benimsediği terapi yaklaşımı, mesleki iş tanımı, bağlı olduğu kurum gibi bir çok değişkenin yanı sıra, kişinin ihtiyacına göre terapi desteğinin süresi de farklılık gösterir. Bu sebeplerden dolayı danışan, danışılan kişi ve bu kişinin çalıştığı kurum ile ilgili daha fazla bilgi almadan net bir maliyet çıkarımı yapmak zordur. En doğrusu kişinin terapi desteği almayı düşündüğü kişi veya kurum ile temasa geçmesidir.

Yukarı
 

Terapi, terapist ve danışanın bir araya gelerek kişinin hayatında değiştirmek veya iyileştirmek istediği alanları anlamak ve çözümlemek veya yaşam kalitesi ve tatminini arttırmak adına planlı bir şekilde çalışma sürecidir. Terapi hedefi ve bu hedefe ulaşmak için izlenen yol, terapi yaklaşımlarına göre farklılık gösterir; ancak kişinin kendi iç kaynaklarının farkına varması ve günlük hayattaki zorluklarla ve güncel problemleriyle baş edebilme becerisini geliştirmesi tümü için ortak bir amaçtır.

19. yüzyılın sonlarından günümüze, farfklı hedeflere ulaşmak adına farklı öncelikleri ve farklı yöntemleri olan çok sayıda terapi yaklaşımı gelişmiştir. Bu yaklaşımların birbirileriyle bazı ortak noktaları bulunsa da, özünde insan doğasını farklı yorumladıkları için pek çok farklı varsayımları vardır ve terapistlere farklı yol haritaları sunarlar (bkz: Terapi Yaklaşımları). Kullanılan yaklaşım ne olursa olsun, her terapide olmazsa olmaz kimi koşullar vardır. Empatik anlama becerisi, saygı ve olumlu tavır, samimiyet, sıcaklık ve şimdi ve burada olma terapistin terapi sürecine katması gereken bu koşullardan bazılarıdır. Tüm bu unsurlar, özünde, güvene dayalı ve yardımcı nitelikte bir ilişki oluşmasının şartıdır.

Terapide, bireylerle çalışıldığı gibi çiftler, aileler ve gruplarla da çalışılabilir.

Yukarı
 

Terapist, psikolojik destek ihtiyacında olan kişilere profesyonel bir çerçeve içerisinde destek veren, aldıkları eğitimle terapi konusunda uzmanlaşmış kişilere denir. Psikoterapi eğitimi Türkiye'de sınırlı birkaç alt alan kapsamında verilmektedir; ancak yurt dışında başka eğitim seçenekleri mevcuttur. Mesleki standartlara göre, sadece psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik veya koçluk eğitimi almış fakat bu eğitimi terapist olabilmek için gerekliliği öngörülen eğitimler ile tamamlamamış, terapi üzerine uzmanlaşmamış kişiler terapi desteği vermemelidir.
Terapinin verimli olabilmesi için terapist ve danışan arasında, "iyileştirici ittifak" olarak tanımlanan ilişkinin gelişmesi ve korunması çok önemidir. Bu ilişki samimi, anlayışlı ve gün verici bir ilişkidir ve danışan ile terapistin birlikte koymuş oldukları hedeflere ulaşmalarına yardımcı olur. Nitelikli bir terapi için, terapistin işinin ehli olması kadar danışanı ile doğru bir ilişki kurabilmesi de önemlidir.

Yukarı
 

Terapist ile yapacağınız ilk görüşmede şu soruları sormanız faydalı olabilir:

Akademik olarak veya terapiye yönelik nerede ve ne eğitimi aldınız?

Bu soruna (örneğin, depresyon) yönelik ne derece tecrübeniz var?

Terapi ücreti nedir?

Bir seans ne kadar sürer? Seanslar ne sıklıkta yapılır?

Gizlilik haklarım nelerdir?

Ödeme, randevu alma/değiştirme, acil durum ve benzeri durumlar için ofis protokolleriniz nelerdir?

Ne tür bir terapi yapıyorsunuz?

Yukarı
 

Farklı kişilik özellikleri, farklı yapılar ve farklı ihtiyaçlar olduğu gibi, farklı terapi yaklaşımları vardır. Bu farklılıklar sebebiyle, terapi denince evrensel olarak belirlenmiş ve değişmez bir süreç düşünmek doğru değildir. Aynı yaklaşımı benimsemiş iki terapistin aynı danışana çok farklı faydaları olması dahi oldukça mümkündür.
Bu sebeplerden dolayı, kişinin terapiden ne beklediğini düşünmesi ve beklentileriyle uyumlu terapisti seçmesi kendisine yardımcı olacaktır. Terapiye başlama kararı geri dönülemez bir karar değildir. Kişi kendine, "Acaba terapiye mi gitsem?" sorusunu sormaya başlamışsa, bir terapist ile görüşmesi faydalı olacaktır.

Yukarı
 

Terapiste gitmek isteme sebebiniz gerek günlük hayattaki problemlerle başa çıkma becerinizi geliştirmek, gerek daha olumlu ve üretken bir tavır edinebilmek, gerekse güncel bir sorunla baş edebilmek için destek istemek olsun, profesyonel yardım almanızın faydası dokunacaktır. Bir kişinin terapiden ne derece yararlanabileceğini öğrenmesinin en sağlıklı yolu, bir terapist ile görüşme yapmasıdır.
Hayatımız boyunca her birimiz irili ufaklı sorunlar yaşarız. Bu sorunlar çözümlenemediği veya doğru baş etme becerileri geliştirilemediği zaman, günlük enerjimizin ve duygusal kaynaklarımızın çok büyük bir kısmını bu meselelerle mücadele etmeye ayırırız. Terapi süreci, kişinin kendisini gereken yeteneklerle donatmasına yardımcı olacak, değişim sürecinde destekleyecek ve nihayetinde kişinin yaşam kalitesini arttıracaktır. Danışan istekli olduğu ve yetkin bir terapistle çalışıldığı takdirde, terapiye gitmenin faydası olacaktır.

Yukarı
 

Terapi sürecinin uzunluğu fikir ayrılıklarına yol açmış ve üzerinde tartışılmış bir konu olmakla beraber, asıl belirleyici etken, kullanılan terapi yaklaşımıdır. Terapi yaklaşımlarını farklı kılan, insan doğasını farklı şekilde yorumlamaları ve farklı varsayımlar yapmalarıdır. Yine bu doğrultuda, koyulan amaçların farklı öncelikleri vardır. Örneğin, kısa-süreli terapi yaklaşımı ideal olarak 10 seansı geçmemeyi hedefler. Birçok terapi için 5-6 ay gibi bir süre normal kabul edilebilir. Öte yandan, psikanalitik yaklaşım, farklı öncelikler ve insana ilişkin farklı yorumlar üzerinden gelişmiş bir disiplindir ve terapiye her kişinin geçmesi gereken, hayat değiştirici bir süreç olarak bakar ve bu bakış açısının bir yansıması olarak psikanaliz sürecinin uzun yıllar sürmesi şaşırtıcı değildir.

Yukarı
 
 
 
Üye olmak istiyorum   Şifremi unuttum
    Aktivasyon kodu
Psikoloji Bilimine Yön Vermiş Kişiler
Milton Erickson, çoğu terapiste tezat olarak tek bir 'metod' geliştirmeye çalışmamıştır. Terapi alanındaki duruşu, daha çok bir yaklaşım olarak anlaşılabilir. Önceliği danışanlarını dikkatlica algılamak, ve onlara göre bir strateji geliştirmek olmuştur.
 
Maslow'un en tanınan eseri, insanların ihtiyaçlarını bir hiyerarşi içinde anlattığı çalışmasıdır. Carl R. Rogers ile paralel çizgilerde, insancıl yaklaşımın ve "pozitif psikoloji"nin, savunucularındandır...
 
Rus asıllı doktor ve fizyolog Ivan Pavlov, klasik koşullanma olgusuyla psikoloji dünyasını ilk tanıştıran olarak kabul edilir. Köpeklerin tükürük bezleri ve midesel işlevlerini araştırırken, yemeklere verilen tepkiler ve salgı arasında bir bağlantı dikkatini çekmiş...
 
Sosyal öğrenme teorisi, sosyal bilişsel gelişim, gözlemleyerek öğrenme ve davranışçılık alanlarında önemli katkılarda bulunmuş ve "Bobo Doll" deneyi gibi deneylerle saldırganlığı açıklamaya çalışmıştır. 
 

Fransız psikanalist Lacan, edebi kuram-felsefe ve psikanaliz arasındaki köprüyü sağlamlaştıran düşünürlerdendir. Post-yapısalcı felsefe geleneğini yakından etkilemiş olan Lacan, özünde bilinçdışı ve psikanalitik kavramlara...

 
Türkiye'de Psikoloji Yayınları/Kaynakları/Dergileri
TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi
TÜBİTAK bünyesinde hizmet veren bir psikoloji köşesi, buradan bir çok konuda ilgi çekici yazılara ulaşmak mümkün.
Bağımlılık Dergisi
Madde bağımlılığı konusuna yoğunlaşan bu derginin 2000 yılından itibaren yayınlanmış içeriğine internet adresinden ulaşmak mümkün.
İstanbul Üniversitesi Psikoloji Çalışmaları Dergisi
İstanbul Üniversitesi Psikoloji Anabilim Dalı altında, psikoloji alanındaki çalışmalara buradan ulaşılabilir. Internet adresinde 2003-2006 yılları arasındaki çalışmalar mevcuttur.
Klinik Psikofarmakoloji Bülteni
3 ayda bir yayınlanmaktadır, 1990 yılında yayın hayatına başlamıştır, tüm içeriğine ücretsiz olarak web adresinden ulaşılabilir.
Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği
CETAD tarafından oluşturulan bu internet sitesinde eğitim/kongre niteliğinde içeriğe ulaşmak mümkün.