Psikoloji Dünyasından Haberler

Uzun yaşamanın reçetesi: Hedeflerinize ulaşmak için çalışın. Erken emekli olmayın.

90 yaşındaki 1,528 Amerikalı üzerinde yapılan araştırma, işinizin veya patronunuzun ömrünüzü kısalttığı, optimistik olmanın ve brokoli yemenin ömrünüzü uzattığı gibi efsaneleri boşa çıkarttı.

Araştırmacılar Howard Friedman ve Leslie Martin vardıkları sonuçları yeni kitapları Uzun Yaşam Projesi’nde bir araya getirdiler. “Herkesin kendine göre bir fikri var – strese girme, telaşlanma, çok fazla çalışma, emekli olup balık tut,” diyor California Üniversitesi’nde psikoloji profesorü olan Friedman. “Uzun ömürlü insanlarda bu düşüncelere ilişkin bir kanıt bulamadak.”

20 yıllık araştırmalarının kökeninde Stanford Üniverstisesi psikologlarından Lewis Terman tarafından 1921 yılında başlatılan bir araştırma var. Terman 1956 yılında ölmüş olsada araştırma diğer araştırmacılar tarafından devam ettirilmiş. Katılımcılardan biri de, Akdeniz Diyeti’nin popülerleşmesini sağlayan biyolog Ancel Keys. Hayatının büyük bir kısmında bahçe işleriyle uğraşmaktan zevk alan Ancel Keys ise 2004 yılında gözlerini yumduğunda 100 yaşındaydı.

“California Üniversitesi araştırmacılarından olan psikolog Leslie Martin diyor ki: “Bir noktada şunu gayet net biliyorduk ki, eğer aktiviteleriniz orta yaşta yükseliyor ve yüksek kalıyorlar ise, daha uzun ve sağlıklı bir hayat yaşama şansınız kesinlikle artıyor.” İşte uzun yaşamaya ilişkin beş efsane:

Efsane 1: Mutlu düşünceler düşünmek stresi azaltır ve ömrü uzatır.

Gerçek: Araştırmada, anne ve babaları tarafından “oldukça neşeli ve iyimser,” “olaylara hiç kötü tarafından bakmayan” veya “hiç endişelenmeyen” şeklinde tanımlanan kişilerin uzun yaşama ihtimalinin daha az olduğuna yönelik sonuçlara ulaşıldı. Araştırmacılar bunu, “projenin en büyük bombalarından biri” olarak tanımladı.

“Bizi sağlıklı tutacağı için daha mutlu olmamız ve neşeli kalmamıza ilişkin tavsiyeleri duyup dururuz,” diyor Friedman. “Araştırmanın sonuçlarını gördükten sonra buna katılmıyoruz.”

Uzun yaşayan katılımcılar “memnuniyetsiz, içine kapanık veya yalnız” da değildi. Hayatlarından tatmin olmuş başarılı kişilerdi. Bir çoğu bazen telaşlanmanın iyi bir şey olduğuna inanıyordu. Başka bir grup hastayı inceleyen yazarlar aynı zamanda “evhamlı olmanın sağlık-koruyucu bir yönü olduğu” sonucuna da ulaştılar.

Efsane 2: Bahçe işleriyle uğraşmak ve yürüyüş yapmak sağlıklı kalmak için yeterlidir.

Araştırmacılar günde 30 dakikadan haftada dört defa orta-yüksek düzeyde enerji harcamanın geçerli bir tıbbi tavsiye olduğunu ama pratikte uygulanamadığını dile getirdi.

Gerçek: Araştırma sonunçlarına göre orta yaşta aktif olmak uzun ömür için en önemli etkendi. O yüzden forma girmek için koşmak gibi bir aktivite planlayıp daha sonra nefret etmek yerine, gerçekten yapmaktan zevk aldığınız ve yapmaya devam edebileceğiniz bir şey bulun.

“Aktif kalmayı başarabilenlere baktık,” diyor Friedman. “Aktif kalabilenler gençliğini spor takımlarında geçirenler değildi, yapacak bir aktivitesi olan ve onları devam edenlerdi. Kendilerini yerlerinde kaldıracak aktivitelere katılıyorlardı, gerek bahçe işleri, gerek müze dolaşmak gerekse köpeği yürüyüşe çıkarmak olsun.”

Efsane 3: Neşelenin, çok ciddi olmak sağlığa iyi gelmez.

Gerçek:Uzun yaşamı öngören, çocuklardaki kişilik faktörleri arasında bilinçli olmak—“bir bilim insanı veya profesör gibi tutarlı, tedbirli ve iyi organize olmak—yani biraz dikkatli olmak, çok da vurdumduymaz olmamak,” en önemli faktörlerden biri olarak belirlendi. Buna en belirgin sebep olarak “tedbirli insanların kendi sağlıklarını korumak için daha çok çaba göstermeleri ve çok riskli aktivitelerden kaçınmaları,” sebep olarak gösteriliyor.

“Sağlığını koruyan kişilerde öne çıkan özellikler, tutarlılık, güvenilirlik, ve diğer insanlardan yardım alabilmek,” diyor Friedman. Genç yetişkinler arasından tutarlı, detay-odaklı, sorumlu ve tutumlu olanların en uzun yaşadığı öne sürülüyor.

Efsane 4: Kendinizi yormayın, çok çalışmayın. Daha uzun yaşarsınız.

Gerçek:Kariyerinde bir çok başarıya sahip kişilerin erken ölme ihtimali daha az. Net bir kariyer sahibi olmaksızın işten işe geçenlerin, artan sorumlulukları olan bir iş sahibine göre uzun yaşama şansı daha az.

Araştırmanın 70’li yaşlarında hala çalışmakta olan katılımcı gurubunda yapılan çalışmalarda, “istirihata geçen yaşıtlarına oranla hala çalışmakta olan ve üretmeye devam eden kadın ve erkeklerin, üretim odaklı yaşayışları sayesinde daha mutlu ve huzurlu olabildikleri” tespit edildi.

“En uzun yaşayan katılımcılar en mutlu veya en rahat olanlar değil, hedeflerine ulaşmak için çalışmaya devam edenlerdi,” Şeklinde araştırmanın düşüncesini özetlemek mümkün.

Efsane 5: Evliler daha uzun yaşar.

Gerçek:Araştırmacılar boşanmış, boşanıp tekrar evlenmiş, boşanmadan evliliğine devam eden ve istikrarlı bir şekilde bekar devam eden kişilere baktı ve hem gruplar arasında hem cinsiyetler arasında kayda değer farklılıklar keşfetti.

“Şunu söyleyebiliriz ki tatmin edici ve mutlu bir evliliğe sahip olmak uzun ve sağlıklı yaşamın önemli belirleyicilerinden,” ancak bekar bir bayan olarak da, özellikle tatmin edici sosyal ilişkiler varsa, aynı derecede sağlıklı ve uzun bir hayat yaşamak mümkün.

Araştırmada evli erkekler en uzun yaşayanlardandılar. Bekar erkekler, boşanıp evlenen erkeklerden daha uzun ancak boşanmayan erkeklerden daha kısa yaşadılar. Kadınlarda ise, boşanarak bekar yaşamaya devam edenler, evli devam edenlerle aynı derecede sağlıklı ve uzun yaşadılar.

“Boşanmanın etkileri kadın sağlığına daha az zararlı,” şeklinde öne sürdü araştırmacılar.

Kaynak: Janice Lloyd, USA Today, Feb 28, 2011 8:06 PM

 

Fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddet tanımlarını biliyor musunuz? Çocuğunuzun şiddet gördüğünü nasıl anlarsınız? Neler yapmanız gerekir? MEB bu sorulara "Çocuğum Okula Gidiyor" rehberinde yanıt verdi?

Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) ilköğretim çocuklarının velilerine yönelik hazırladığı "Çocuğum Okula Gidiyor" isimli rehberde çocuklara yönelik şiddet ele alınıyor; "Çocuğumun şiddete uğradığını nasıl anlarım? Şiddete karşı ne yapabilirim ve nasıl önlem alırım?" sorularına yanıt veriliyor.

Veliler için hazırlanan rehberde, "okula kayıt", "okul başarısı", "disiplin uygulamaları", "veli katılımı", "okulda rehberlik" ve "psikolojik danışmanlık", "özel eğitim" konularının yanı sıra "okulda şiddet" konusu da bulunuyor. Çocuğa yönelik şiddet, cinsel taciz ve istismar konusunun ele alındığı bölümde soru ve cevaplar şöyle:

Şiddet nedir ve kaç türlü şiddet vardır?

Şiddet, her türlü güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel, ruhsal veya cinsel açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümüdür. "İstismar" veya "kötüye kullanım" ifadeleri de şiddet ile aynı anlama gelmektedir ve kullanılmaktadır. Fiziksel, duygusal ve cinsel olmak üzere üç tür şiddetten söz edilebilir.

Fiziksel şiddet nedir?

İteklemek, yumruklamak, vurmak çimdiklemek, ısırmak, tekmelemek, yakmak, ağzı kapatarak boğmaya teşebbüs etmek, şiddetli bir şekilde sarsmak ya da herhangi bir başka şekilde çocuğun bedenine zarar vermektir. Bu yaralanmaların bir kısmı çocuk oyun oynarken kaza ile olmuş olabilir; ancak yaraların yeri, yaralanmanın sıklığı fiziksel istismardan şüphelenmeye yönlendirmelidir.

Psikolojik şiddet nedir?

Bir kişiyi yapmak istemediği bir şeyi yapmaya razı etmek için duygusal durumundan yaralanarak psikolojik baskı uygulanmasıdır. Eziyet etmek, aşağılamak, küfretmek, dalga geçmek, isim takmak, dedikodu çıkarmak, tehdit etmek, hakaret etmek, kızmak, küçümsemek, küçük düşürmek, gruptan ya da yapılan faaliyetlerden dışlamak ve alay etmek gibi davranışlardır. Psikolojik (ruhsal) şiddet, fiziksel şiddet kadar zedeleyici ve inciticidir ve hatta gözle görülemediğinden daha da kötüdür.

Cinsel şiddet nedir?

Bir kişinin rızası olmadan veya fiziksel ve psikolojik baskıya maruz kalarak cinsel amaçlar için kullanılmasıdır. İstenmeyen fiziksel yaklaşımlar, cinsellik içeren sözler, davranışlar ve dokunmalar, sarkıntılık, sıkıştırma, cinsel flört etmeye zorlama, cinsel ilişki için baskı kurma olabilir.

Çocuğumun okulda veya okul ile ev arasında şiddet gördüğünü nasıl anlarım? Şiddete maruz kalan çocuklarda ne tür belirtiler görülür?

· Çocuğunuz eve bedenini herhangi bir yerinde veya çeşitli yerlerinde morluk, kesik, şişlik, yanık, sıyrık, kırık, çıkık veya yara ile geliyorsa,

· Bedeninde şiddet gördüğüne işaret edebilecek darbe, morlukları görülmesin diye giysilerle saklıyorsa,

· İyileşmeyen, sebebi belli olmayan yaraları varsa,

· Kendisine ait eşyaları kaybediyor veya yırtılmış kıyafetlerle eve geliyorsa,

· Eşyalarını sık sık kaybediyor veya çalınıyorsa,

· Her zamankinden daha çekingen, içe dönük veya pasif davranıyorsa,

· Sizlerle veya çevresindekilerle iletişim kurmaktan kaçınıyorsa,

· Çevresindekilerle ilişkilerinde azalma varsa,

· Evde odaya kapanma davranışında artma varsa,

· Başkalarına güvenmiyorsa,

· Okula gitmek istemiyor veya okuldan kaçıyor, devamsızlık yapıyorsa,

· Uykusunda ve yeme davranışında belirgin değişiklikler varsa,

· Yatağını ıslatma, kekeleme veya konuşmada tutukluk gösteriyorsa,

· Gece kâbusları varsa,

· Okul başarısında anlam veremediğiniz bir düşüş varsa,

· Normalin dışında çok sakin görünme veya çok saldırgan davranma (öfke patlamaları), söz dinlememe biçiminde belirgin davranış değişiklikleri varsa,

· Gösterdiği tutum ve davranışları ile ilgili sorularınıza çok da aklınıza yatmayan, yalan söylediği duygusu yaratan cevaplar veriyor, hikayeler uyduruyorsa,

· Dinlediği müzikte, çizdiği resimlerde veya yazdığı yazılarda ve karalamalarda şiddet içeren, cinsel tacizi andıran öğeler varsa,

· Vücudunun kirli olduğu veya cinsel organları bölgesinde bir sorun olduğu gibi düşüncelere sahipse,

· Cinsellik veya seks konularına anormal ilgi gösteriyor veya tamamen ilgisiz kalıyorsa,

· Oyuncak bebeklerle veya başka çocuklarla oynarken cinsellik veya şiddet içerikli oyunları tercih ediyor ise şiddet gördüğü ile ilgili düşünebilirsiniz.

Çocuğumun şiddet gördüğünü anladığımda ne yapmam gerekir?

· Çocuğunuzun şiddet gördüğünü öğrendiğinizde huzursuz olmanız, aklınızın karışması yoğun öfke, kızgınlık ve suçluluk hissetmeniz, son derece doğaldır. Ancak yine de aşırı tepki göstermemeye ve sakin olmaya çalışmanız, enerjinizi sorunun çözümüne yönlendirmenize ve sorunu daha kolaylıkla çözmenizi sağlayacaktır.

· Çocuğunuzu ve şiddet gösteren kişi/kişileri suçlamaktan kaçının. Suçlamak, sorunun çözümüne katkıda bulunmayacağı gibi sorunu daha da karmaşık hale getirecektir. Bu nedenle güvenli ve koruyucu ortamı yaratmak için gerginliklerden kaçının.

· Çocuğunuzu karşınıza alıp onunla konuşmaya çalışın. Bu konuşmada şiddetin kabul edilemez bir davranış olduğunu, hiçbir kişinin kendisine şiddet göstermeye, istismar etmeye hakkı olmadığını ona anlatın.

· Daha sonra çocuğunuzun duygularını ifade etmesi yönünde cesaretlendirin ve onu dinleyin.

· Yaşadığı korku, kaygı, utanç, suçluluk gibi olumsuz duygularının normal olduğunu, ne olursa olsun onun yanında olduğunuzu belirtin, hissettirin ve ona güven vermeye çalışın. Şiddeti önlemek için bunu paylaşması gerektiği konusunda çocuğunuzu teşvik edin. Şiddete maruz kalıp bunu anlatmazsa durumun daha kötüye gidebileceğini belirtin.

· Şiddet gösteren kişi/kişilerin amacının özellikle kendisini korkutmaya, kontrol etmeye çalıştığını ve bu durumda onun suçu olmadığını, utanmaması gerektiğini anlatın.

· Çocuğunuzun bundan sonraki ne tür tepkiler gösterebileceği üzerinde durun. Bu tür çocuklarla dalaşmamak, yanında bulunduğu arkadaşlarından ayrılmamak, oradan uzaklaşmak, tepki vermemek, yardım istemek, oradan uzaklaşıp gitmek gibi tepkiler arasından çocuğunuzun özelliklerinin de dikkate alarak hangisi veya hangilerini gösterebileceği üzerine konuşun.

· Çocuğunuza özellikle, şiddete şiddet ile tepki vermemesi konusunu vurgulayın. Bu tür davranmanın çözüm olmayacağını, aksine sorunu daha zorlaştıracağını belirtin.

· Çocuğunuzun öğretmeni/öğretmenleri, okul idarecileri ve rehber öğretmenleriyle durumu paylaşarak ayrıntılı bilgi almaya çalışın. Onlara, bu sorunu çözme konusunda ne tür önerileri olduğunu sorun.

· Eğer önerileri arasında profesyonel bir yardım alması var ise psikolog, psikiyatrist gibi kişilere başvurarak yardım alın.

· Evdeki ilişkilerinizi gözden geçirin. Daima onunla iletime açık olun. Ona vakit ayırın.

· Çocuğunuzun kendini ifade edici, hakkını arayıcı ve atılgan davranışlarını destekleyerek kendisine güven duyması yönünde destekleyin.

· Arkadaşları ile ilişki kurmasına ve bu ilişkilerini güçlendirmesi konusunda ona yardımcı olun.

· Onlarla çeşitli etkinlikler planlaması ve yapmasını sağlayın.

· Çocuğunuzun davranışlarını ve etkileşim biçimini gözlemleyin ve gerekiyorsa yeni beceriler öğrenmesine yardımcı olun. Bu konuda okulunuzdaki psikolojik danışmandan yardım alabilirsiniz.

· Ona günlük tutmasını önerin.

Hangi özelliklere sahip çocukların şiddet görme olasılığı fazladır?

Her iki cinsiyette şiddet görme konusunda tehlikededir. Çekingen, içine kapanık, pasif, kendine güveni olmayan, düşük benlik saygısına sahip, çevreyle ilişki kurma becerisi yeterince gelişmemiş, az sayıda arkadaşa sahip, kendini savunamayan, hakkını arayamayan, ev ortamında da ailesi tarafından sindirilen, çok kolay suçluluk ve utanç duygusu yaşayan, istenmeyen, ihmal edilen, sevilmeyen, fiziksel ya da zihinsel engelli olan, küçük yaşta fiziksel olarak zayıf olan, duygusal olarak zayıf olan, daha küçük yaşlarda tacize uğrayan veya başkalarının tacize uğramasına tanık olmuş ise, çocuklar şiddet görme riski ile karşı karşıyadır.

Çocuğuma kimler şiddet gösterebilir?

Çocuğunuza okulda veya okul ile ev arasında şiddet gösterebilecek kişiler şunlardır:

· Kendisinden yaşça veya fiziksel olarak büyük okul çocuklarından, arkadaşlarından, öğretmenlerden, okul idarecilerinden, okulda çalışan yardımcı elemanlardan ve personelden, okul içindeki ve dışındaki gruplardan, okuldaki çocukların velilerinden, komşulardan, herhangi yabancı bir kişiden şiddet görme olasılığı vardır.

· Çocuklara yönelik şiddet, sanılanın aksine yabancılar tarafından gösterilmemekte, genellikle ya aile bireylerinden ya da yakın akrabalar tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle çocukları sadece yabancılardan korumak yeterli değildir. Şiddet gösterenlerin çoğunlukla çok yakın çevresinde olan ve güvendikleri kişiler olduğu unutulmamalıdır.

Çocuğumun şiddete maruz kalmaması için ne tür önlemler almalıyım? Nelere dikkat etmeliyim?

· Çocuğunuzla şiddet konusunda konuşun. Olası şiddet durumu ile karşılaşırsa veya tanık olursa kendisiyle, okul yönetimiyle, öğretmenleriyle ve rehberlik servisiyle mutlaka paylaşması gerektiğini belirtin. Kendini nasıl koruyabileceğini ve ne tür tepkiler gösterebileceği üzerinde durun.

· Çocuğunuzun cep telefonu, iPhone, MP3, gibi maddi değeri yüksek olan eşyaları yanında bulundurmamasını sağlayın.

· Çocuğunuzun yanında fazla para taşımasını engelleyin.

· Çocuğunuza, okula yakın ve iyi arkadaşlarıyla birlikte gidip gelmesini önerin.

· Çocuğunuz toplu taşıt araçlarını kullanırken herhangi bir tehlike ile karşı karşıya kalır ise bir yetişkinden yardım istemesini söyleyin. (SP)

*Rehberin tamamını görüntülemek içintıklayınız.

*"Çocuğum Okula Gidiyor" rehberini Doç. Dr. Füsun Eyidoğan, Prof. Dr. Sibel Güneysu, Doç. Dr. Güler Küçükturan, Yard. Doç. Dr. Ebru Hasibe Tanju, Yard. Doç. Dr. Hatice Demirbaş ve araştırma görevlisi Hakan Koğar hazırlardı.

Kaynak: http://bianet.org/cocuk/insan-haklari/125605-velilere-cocugu-okuldaki-siddetten-koruma-rehberi

 

Yaşlanmaya karşı beyin sağlığınızı korumanın en iyi yolu, inanmayacaksınız ama “egzersiz yapmak”. Nöronlar (sinir hücreleri) işlerini düzgün yapabilmeleri için desteğe ihtiyaç duyarlar, çünkü, yaşla birlikte dolaşım sistemi beyne oksijen ve glukoz taşıyan kan akışını yavaşlatabilir. Dolayısıyla, kalp atımını hızlandıran tipte düzenli egzersiz, yaşamın ilerleyen dönemlerinde bilişsel yeteneklerinizi korumanın en faydalı yollarından biridir.

Düzenli egzersiz yapan atletik yapıdaki yaşlı bireyler, hareketsiz bir yaşam sürdüren akranlarına göre, yürütücü bilişsel işlevlerde çok daha iyidirler. Bu ilişki, daha sağlıklı insanların daha aktif olmasına bağlanabilir ama aslında neden bu değildir. Aktif olmayan insanlar daha çok egzersiz yaptıklarında, 70li yaşlarda olsalar bile, yürütücü işlevleri sadece birkaç hafta içerisinde daha iyileşir. Etkili olabilmesi için, egzersizin 30 dakikadan fazla olmak üzere, haftada birkaç kere yapılıyor olması gerekir ama çok ağır olması gerekmez (ör, hızlı yürüme olabilir). Cinsiyete göre bakıldığında ise, kadınların erkeklere göre egzersizden daha fazla faydalandıkları gözlenmektedir.

Peki egzersiz beyne nasıl yardımcı olur? Egzersizin beyne ve bilişsel işlevlere olan olumlu etkisi çeşitli şekillerdedir. Örneğin, insanlarda, fitness yapmak, yaşla birlikte kendini gösteren kortical hacmin gerilemesini yavaşlatmaktadır. Labarotuvar hayvanlarında ise, egzersiz, oksijen ve glukozun korunmasını sağlayan beyindeki küçük kılcal damarların sayısını arttırmaktadır. Ayrıca egzersiz,dentrit ve sinapsların (sinirsel iletimi sağlayan yapılar) gelişimini destekleyen, sinaptik plastisiteyi arttıran ve hipokampüste yeni nöronların oluşumunu sağlayan büyüme faktörü (büyüme fraksiyonu) proteinlerin salınımını sağlar. Hangisinin en önemli olduğu bilinmemekle birlikte, egzersizin bu etkilerinden her biri bilişsel performansı arttırır.

Normal yaşın ötesinde, egzersiz ayrıca yaşamın ileri dönemlerindeki demans riskini de azaltmaktadır. Düzenli olarak egzersiz yapan orta yaşlı kişilerin, yapmayanlara göre sadece üçte biri 70li yaşlarında Alzheimer olmaktadırlar. Kişiler 60lı yaşlarında bile egzersize başlasalar bu riski yarıya indirebilirler.

Kaynak: Sandra Aamodt, PhD and Sam Wang, PhD,Welcome to Your Brain: Why You Lose our Car Keys but Never Forget How to Drive and Other Puzzles of Everyday Life,p. 89-90

 

Beyinlerin yüksek verimlilikle çalışmasını sağlayan 10 alışkanlık nedir?

1. Öğrenin. “İşleyen demir ışıldar,” sözündeki ‘demir’ nedir? Çevrenize bakarken olayların işleyişine ilişkin temel bir anlayış sahibi olmak, ufak konularda sahip olduğunuz bilginizi ilerletmek ve merakınızı gidermek beyindeki milyarlarca sinirsel bağlantıların yoğunlaşmasını sağlar.

2. Yediğinize dikkat edin. Beynimiz vücut kütlemizin ortalama sadece %2’sini oluştursa da, aldığımız oksijen ve gıdanın %20’sini tüketir. Genel bir deyişle, çok özel veya pahalı gıdalara ihtiyacınız yok ancak sağlam kafa sağlam vücutta bulunur anlayışıyla yediğinize dikkat etmek ve genel olarak sağlıklı beslenmek ve kötü gıdalardan uzak durmak gerekli.

3. Beynin, vücudun bir parçası olduğunu unutmamak gerekir. Vücudu kuvvetlendiren spor aktiviteleri, beynin nöron yenileme süreçlerini de hızlandırır.

4. Geleceğe yönelik olumlu duygular taşımak, her yeni güne yapıcı bir bakış açısıyla yaklaşmak temel hayat algınızın bir parçası olmalı. Stres ve anksiyete, ister dış, ister iç kaynaklı olsun, nöronların ölümünde rol oynadığı gibi yenilerinin yaratılmasını da olumsuz etkilyor.

5. Zihninizi zorlayacak ve yeni öğrenme fırsatları verecek ortamlar arayın. Beynin en iyi yaptığı şeylerden bir tanesi yeni şeyler öğrenerek yeni ortamlara adapte olmak. Beyninizin yeni bir bölgesinde nöron aktivitesi oluşturuduğunuz zaman bu bölgeyi kullanıma açıyor ve kullandıkça canlı tutuyorsunuz. Burada vurgulanan benzer bulmacaları yüzlerce defa çözmek değil, yeni tür bulmacalar çözmek.

6. Tüm gezegende (şimdilik bildiğimiz kadarıyla) kendi kararlarını alabilen tek organizma biziz. Yüksek hedefler koyun. Okulunuzdan mezun olduktan sonra da öğrenmeye devam edin. Beyin, hangi yaşta olursanız olun gelişmeye devam eder ve onu nasıl kullandığınızı size yansıtır.

7. Keşfedin, gezin. Yeni coğrafyalara, kültürlere ve ortamlara adapte olmak çevrenize daha çok dikkat etmeniz, yeni kararlar almaya zorlanmanız ve beyninizi daha çok kullanmanız anlamına gelir.

8. Beyninizi kiraya vermeyin. Sizin yerinize kararlar alması için ne komşunuza ne politikacıları ne de medya figürlerine güvenin. Kendi kararlarınızı kendiniz alın ve hatalarınızdan öğrenin. Bu şekilde gelişen beyin komşunuzunki değil sizinki olur.

9. Sizi zihinsel olarak tetikleyen arkadaşlıklar geliştirin ve koruyun. Biz “sosyal hayvan”larız ve sosyalleşme ihtiyacı duyarız. “Çocuk Bilgiç” modelinin de çok ideal bir gelişimsel model olmaması buradan kaynaklanır.

10. Gülün. Sıkça. Özellikle bilişsel olarak karmaşık, zihni değişik şekillerde çalışmaya zorlayan, kurnazlıklarla dolu bir espri anlayışına yönelin.

Tabi ki hepsinden önemli olanı bu maddelerden herhangi birini ufak da olsa uygulamaya başlamak ve gittikçe büyüyen bir değişiklik yaratabilmek. Tereddüt etmeyin veya ertelemeyin. Kararını alın ve bugün değişik bir şey deneme kararı alın.

Kaynak: Alvaro Fernandez;

http://www.sharpbrains.com/blog/2010/12/06/the-ten-habits-of-highly-effective-brains-time-for-brain-fitness-resolutions/

 
 
 
Üye olmak istiyorum   Şifremi unuttum
    Aktivasyon kodu
Konferans/Kongre ve Seminerler
 Aile ve Evlilik Terapileri Derneği (AETD) ile işbirliği içerisinde gerçekleştirilecek olan 8. Avrupa Aile Terapileri Kongresi. Kongre, 24 – 27 Ekim 2013 tarihlerinde, pek çok kültürel çeşitlilik ve güzelliğe ev sahipliği yapan İstanbul'da gerçekleştirilecektir.
 
5-08.Eylül.2012/ Edirne

 

 
30 Kasım - 2 Aralık 2012
 
ICP 2012

The 30th International Congress of Psychology

Psychology Serving Humanity
 
13th European EMDR Conference.
14 – 17 Haziran, 2012.
Madrid, Spain.
 
Psikoloji Bilimine Yön Vermiş Kişiler
Francine Shapiro, EMDR(Eye Movement Desensitization and Reprocessing) yöntemini kurup geliştirmesiyle tanınmıştır. EMDR tekniği, özellikle stres, travma ve benzeri alanlarda etkilidir. EMDR...
 
TSSB(Travma Sonrası Stress Bozukluğu), Çift terapisi ve performans  kaygısı alanlarında çalışan Carol Forgash, Ego-durum ve EMDR çalışmaları üzerinden terapi sunmaktadır.
 

Hint (rhesus) maymunları üzerinden anne-çocuk bağlanma ilişkilerini, ayrı tutulmanın (izolasyon) etkilerini ve de bakıcılık ilişkisinin, çocuğun sosyal ve bilişsel gelişiminde yarattığı etkiyi araştırmıştır...

 
Almanya doğumlu bir psikiyatr ve psikoterapist olan Fritz Perls, "Gestalt Terapi" yönteminin kurucusudur. Gestalt Terapisi'nin özünde duygu ve davranışa, algıya ve vücut hislerine önemli bir vurgu vardır.
 
1994 yılından bu yana EMDR Enstitüsü'nde çalışmakta ve eğitim vermekte olan Solomon, stres, travma, yas gibi konulardaki uzmanlığı ile tanınmaktadır. Şu anda çoğunlukla EMDR ile ilgili araştırma yapmaktadır.