Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travmatik Yaşantılar Doğaları Gereği Olağandışıdır.

Tuba Erzan tarafından

Tuba Erzan 2007 Hacettepe Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Okan Üniversitesi 2010  -  Klinik Psikoloji , İstanbul  Tüm biyografi için
 
1 Aralık, 2010
Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ve Tedavisi
Tipik Travmatik Yaşantılar Arasında Savaş, Tecavüz, Işkence, Trafik Kazası, Doğal Afet, Ani Gelişen Hastalık, Ani Yakın Kaybı Sayılabilir.
 

travmaTravmatik yaşantılar, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidinin bulunduğu, kişinin ağır yaralanma veya fiziksel bütünlüğüne yönelik bir tehdit olayını yaşaması, böyle bir olaya tanık olması ya da bir yakınının beklenmedik ölümünü, şiddete maruz kaldığını öğrenmesi şeklinde tanımlanır. Tipik travmatik yaşantılar arasında savaş, tecavüz, işkence, trafik kazası, doğal afet, ani gelişen hastalık, ani yakın kaybı sayılabilir.

Travmatik yaşantılar doğaları gereği olağandışıdır. Bu olağandışılık sadece günlük yaşam olaylarıyla kıyaslandığında daha seyrek ortaya çıkışlarıyla değil, aynı zamanda kişinin günlük yaşam olaylarıyla uyumunu sağlayan başaçıkma yollarının da iflas etmesiyle açıklanabilir. Başaçıkma yollarının iflas etmesi ise kişinin denetleme, bağlantı kurma ve anlamlandırma duyumları zarar görmesi şeklinde tanımlanabilir.

Travmatik yaşantıların insan yaşamını derinden etkileyen oldukça karmaşık duygu, düşünce ve davranış örüntüleri ortaya çıkardığı bilinmektedir. Çünkü travma anında kişi karşı konulmaz bir güç ile yüzyüze gelir ve aniden ortaya çıkan bu yaşantı bireyde yoğun korku, çaresizlik, dehşet duyguları yaratır ve kişi geri çekilme, kaçınma davranışları gösterir.

Birçok insan için bu duygular, düşünceler ve davranışlar geçici olabilmektedir. Ancak bazıları için bu olumsuz etkiler travmatik olaydan çok sonra bile devam etmekte; geçmişte yaşanan travmanın birer hatırlatıcısı olan yeni deneyimler karşısında, birey travmatik olayı hatırlamakta; bunun sonucunda da gündelik yaşamını, kişilerarası ilişkilerini ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen örüntüler tekrar ortaya çıkmaktadır. Müdahale edilmediği takdirde, bu kişiler için travmanın olumsuz etkileri yaşamları boyunca devam edebilmektedir.

Kişinin travmatik olaylara gösterdiği tepkiler aynı zamanda travmanın doğasına bağlı olarak da değişmektedir. Yani travmatik olaylar süregenlikleri açısından akut veya kronik olabilmektedir. Olayın etki süresi saniyeler, saatler veya günler boyunca sürebilmektedir. Travmatik durumun yarattığı tahribat bu olayın çocukluk döneminde yaşanmasına, insan kaynaklı olmasına ve uzun süre devam etmesine bağlı olarak artmakta; olumsuz etkileri yaşam boyu devam edebilmektedir. Bu etmenlerin en önemlileri mağdur kişinin yaşı, cinsiyeti, eğitim düzeyi, kişilik yapısı, travmanın niteliği, şiddeti, kişi tarafından anlamlandırılması ve travma sonrasında kişinin sahip olduğu sosyal ve ekonomik destektir. Sosyal destek ise; zor durumda kişinin yanında olabilen yakın arkadaş ve aile çevresidir.

Travmanın doğası ile bireyin geçmiş yaşantısı, halihazırdaki durumu ve gelecekteki beklentileri, biyolojik yatkınlığı ve sosyal bağlamı arasındaki karmaşık etkileşim travmatik yaşantıya yüklenen anlamı ortaya çıkarır. Travmatik yaşantıya yüklenen anlam da aynı zamanda bu zor durumla nasıl baş edileceğini ve yaşamın yeniden nasıl kurulacağını da etkiler.

Bu bağlamda, denilebilir ki; travmatik yaşantılar en temelde kişinin dünyaya, diğer insanlara ve kendisine ilişkin gündelik hayatta farkında olmadığı(örtük) düşüncelerini/inançlarını sarsan derecede olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bunu daha detaylı açıklamak gerekirse, en temelde bizim dış dünyaya yönelik uyumumuzu kolaylaştıran kendimize, diğer insanlara ve dünyaya ilişkin normal zamanda farkında olmadığımız inançlarımız vardır.

Bu temel inançlar sayesinde kişi herhangi bir zaman ya da mekanda dış dünyaya yönelik bir duruşa sahip olabilmekte ve bunun aracılığıyla hem kendini hem de dünyaya dair beklentilerini, tutumunu, davranışlarını oluşturmaktadır.

Genel olarak insanın sahip olduğu 3 temel inanç/sayıtlı şunlardır: ‘dünya güvenli/anlamlı bir yer’, ‘diğer insanlar güvenilir’, ‘ben değerli bir insanım’. Yani örtük bir biçimde dünya güvenli bir yer olarak algılanırken, yaşam belirli bir anlama sahiptir ve kendilik değerlidir.

Gündelik yaşamda bu temel sayıtlılar(düşünceler) bilinç yüzeyine pek sık gelmezler. Fakat yoğun psikolojik kriz sırasında kişinin sahip olduğu temel sayıtlıların ciddi bir biçimde sorgulandığı çoğu zaman da sarsıldığı bilinmektedir.

Bununla birlikte temel sayıtlılara ters düşen ve dış dünyadan gelen yeni bilgilerin travma sonrası varolan sayıtlılar içine oturtulamadığı bilinmektedir. Bu noktada iki olası durum söz konusudur: Birincisi; varolan sayıtlılar ya yeni gelen bilginin içine oturtulabileceği şekilde yeniden düzenlenir; ya da gelen bilgi değiştirilerek/çarpıtılarak temel sayıltıların içinde özümsenir. Bazı olaylar vardır ki; günlük yaşamın bir parçası olduğu için kolaylıkla anlaşılır. Fakat bazı yaşantılar var ki; onlar kişinin hayata bakışının(zihnin) gündelik içeriğinde ve işleyişinde bulunmaz. İşte temel sayıtlılara ters düşen deprem, işkence, tecavüz gibi yaşantılardan sonra, kişi bunlara anlam vermekte ve olayı hazmetmekte zorluk çeker. Çünkü travma anındaki yaşantıların başı-sonu yoktur ve bu yaşantılar travma anından sonra gelen bölük bölük bilgiler halinde akılda kalır.

Örn: travmatik yaşantıya sahip olmayan sağlıklı bir kişinin temel sayıtlılarına göre dünya güvenli bir yerdir ve insanlar hak etmediği zaman kötü şeylerle karşılaşmazlar. Fakat bu kişi gece evine dönerken saldırıya uğradığında; bu yaşantıdan sonra iki türlü düşünebilir: Birincisi, ‘dünya aslında güvenli bir yer değilmiş’, ‘insanların başına hak etmedikleri zaman da kötü şeyler gelebilir’. Böyle düşünmeye başlamak da o güne kadar dünyaya ilişkin sahip olduğu bütün bilgileri, oluşturduğu bütün kalıpların dışında olduğu için kişiye rahatsızlık verecektir. İkinci olasılıkta ise kişi bilgiyi bütünüyle değiştirmek yerine bilgiyi çarpıtarak(yanlı bir şekilde değiştirerek) eski bilgilerin içine oturtmaya çalışır. Ve sonuçta şöyle düşünmeye başlayabilir. ‘Belki de dünya güvenilir bir yer ama ben hatalı gittim’ ya da ‘O yoldan gitmemeliydim, tek başıma olmamalıydım’ gibi.

travma sonrası stres bozukluğuİşte bu bilgileri çarpıtmak (örn.olaydan dolayı kendini suçlamak), yanlış algılamak, günlük yaşam deneyimlerine yabancı olan yaşantıya anlam verememek sonucunda durum travmatik hale gelir. En nihayetinde kişinin travma anında hissettiği çaresizlik, dehşet ve korku sebebiyle anlam verilememiş, özümsenmemiş bilgi parçacıkları akılda(zihin içinde) aktif durumlarını devam ettirirler, ve kronik travma sonrası stres belirtilerine neden olurlar.

Travmatik bir yaşantıdan hemen sonra ortaya çıkan stres tepkilerinin uzamasıyla beliren tablo (3 ay ya da daha uzun sürmesi durumunda) ‘Travma Sonrası Strese Bozukluğu’ olarak adlandırılır ve travmadan 1 ay sonra yoğun miktarda görülen akut stres tepkilerine nazaran yıllarca sürebilecek çok daha ciddi bir duruma işaret eder.

Bu durumda travmatik yaşantının çeşitli yollarla tekrardan yaşanması (elde olmadan tekrarlanan görüntüler/flashbackler, anılar, düşünceler, hayaller ve rüyalar; travmatik olay sanki yeniden oluyormuş gibi hissetme veya davranma; olayı hatırlatan veya durumlarla karşılaşınca duyulan yoğun psikolojik sıkıntı), travmatik olaya eşlik etmiş olan çeşitli uyaranlardan sürekli kaçınma (olay hakkında konuşmaktan kaçınma, olayla ilgili görülen etkinliklerden kaçınma) genel tepki düzeyinde azalma (insanlardan uzaklaşma, ilgi kaybı, duygulanımda kısıtlılık/üzünüt, acı duyguları hissedememe gibi) ve aşırı uyarılmışlık belirtileri (uykuya dalmada veya uykuyu sürdürmede güçlük, öfke ve sinirlilik, dikkati toplayamama, aşırı hareketlilik gibi) gözlenir. Bu tepkilerin içeriği, biçimi ve şiddeti kişiden kişiye değişmekle birlikte; bu tepkiler genelde ilk 1 ayda ‘olağandışı bir olaya verilen olağan tepkiler’olarak nitelendirilmektedir.

Bazı kişiler hiçbir müdahale almadan iyileşebilirken, bazıları için bu belirtiler belki de yıllarca sürebilecek bir psikolojik rahatsızlığa yani TSSB’ye dönüşebilir. TSSB tanısı konmuş kişilerin bireysel, sosyal ve mesleki yaşamları çok ciddi bir biçimde zarar görür.

Travma Sonrası Stres Bozukluğunun Tedavisi

Tedavi yönteminin ve amaçların hastaya anlatımı:

Travma tedavisinde öncelikle tedavinin mantığı hastaya açık ve anlaşılabilir tarzda açıklanmalıdır. Travmayı hatırlatan uyaranlardan kaçınmanın belirtilerin sürmesine ve güçlenmesine neden olabileceği belirtilmelidir. Kişiye kendisinde kaygı, endişe ve korku yaratan bir uyaranla neden karşılaşması gerektiği açıkça anlatılmalıdır. Bununla birlikte yeterli bir sürede yüzleşmenin; ortaya çıkan anksiyeteyi bir süre sonra azaltacağı ve kontrol edilebilir düzeye indireceği vurgulanmalıdır. Ayrıca kişinin kendi yaşam deneyimlerinin kullanılarak tedavi mantığının anlatılması, hastanın daha iyi kavraması açısından da önemli olduğu unutulmamalıdır.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun Bilişsel – Davranışsal Modeli ve Tedavi Aşamaları

Bu modele göre anksiyete ve benzeri duygusal sorunlara, uyumsuz ve gerçekçi olmayan düşünme biçimleri neden olur. Tehdidin nasıl algılandığı, tahmin edilebilirliği ve kontrol edilebilirliği gibi düşünsel faktörlerin TSSB’nin gelişimi ve sürmesinde etkili olduğu düşünülür. Aşağıda detaylıca açıklanacağı gibi bu model olayı algılama şekli kadar tekrar yaşama ve uyarılmışlık(huzursuzluk, tedirginlik, kaygı vb.) tepkilerini ortaya çıkarma noktalarına da önem verir.

TSSB tedavisinde uygulanacak birinci aşama değerlendirme aşamasıdır. Bunun için ilk seansın büyük bir bölümü kişinin geçmişteki travma deneyimleri ve duyguları ile ilgili bazı sorular sorarak kişiyi tanımaya ayrılır. Burada travma ile ilgili kişinin yaşadığı korkulara ve bu korkularla başaçıkmadaki zorluklarına odaklanılır. Genellikle travma sonrası tepkiler zamanla azalırken, bir çok kişide bazı semptomlar ve bunların sebep olduğu rahatsızlıklar devam eder. Travma sonrası zorlukların kalıcılığına neyin sebep olduğunu anlamak, iyileşme sürecine de yardımcı olmaktadır.

TSSB tedavisinin ana amacı; kişinin anksiyetesini kontrol edilebileceği sınırlara gelmesini ve normal işlevselliğine dönmesini sağlamaktır. Tedavide kişiyi rahatsız eden ve işlevselliğini azaltan sorunların ayrıntılı bir analizi yapılır. Belirtileri ortaya çıkaran iç ve dış uyaranlar araştırılır ve kişiye bilgi verilir. Tedavi hedefleri kişiyle birlikte belirlenir. Öncelik travma ile ilgili davetsiz ve sıkıntı veren düşüncelere, korku ve kaçınma davranışlarına verilir. Çünkü bu süreçteki en önemli faktörlerden biri travmatik yaşantıyı anımsatan ortamlardan, anılardan, düşünce ve duygulardan kaçınmaktır. İnsanların kendilerine acı ve rahatsızlık veren anı, düşünce ve duygulardan kaçınmak istemeleri oldukça yaygın, bir o kadar da doğaldır. Fakat acı veren bu deneyimlerden kaçınma stratejisi kısa vadede işe yararken, travma sonrası tepkileri uzamasına neden olmakta ve kişinin travma ile ilgili zorluklardan kurtulmasına engel olmaktadır. Travma tedavisi çerçevesinde kişiden yaşadığı olaydan sonra kaçındığı durumları düşünmesi ve fark etmesi istenir. Çünkü acı veren deneyimlerden kaçınmak yerine, onlarla yüzleşildiği zaman travmatik deneyimi ele alma şansı yakalanır. Kişi ancak bu ortamlarla yüzleşirse, gerçekte tehlikeli olmadıklarını anlar ve kaygısı da tekrarlanan bu uzun süreli yüzleştirmelerle sona erer. Bu sürecin sonunda da semptomlar azalır. Bu durumun aynısı kişiye acı veren anılar için de geçerlidir. Bu sebeple; tedavi süresince kişiden travmatik anının tekrar tekrar yaşanması istenir.

Travmatik tecrübeleri anlamak ve bölük bölük gelen anılara anlam vermeye çalışmak kolay değildir. Kişi olay hakkında düşündüğünde ve olayı hatırladığında olumsuz(korku, çaresizlik, üzüntü, acı vb.) duygular hissedebilir. Travma, korkutucu ve rahatsız edici bir tecrübe olduğu için onunla ilgili acı veren anıları atma veya onlardan kaçınma eğiliminde olabilir. Hatta kendi kendisine ‘bunu düşünme, zaman tüm yaraları iyileştirir, sadece bunu unutmalıyım’ diyebilir. Diğer insanlar da genellikle kişiye aynı taktikleri verirler. Ancak araştırmalara göre kişi travma ile ilgili düşünceleri ne kadar atmaya çalışırsa, travma semptomları kendini kabuslarla, flashbackle, fobilerle, rahatsız edici düşünce ve duygularla göstermeye o kadar çok devam eder. Bu semptomlar da bize travmanın hala ‘tamamlanmamış çalışma’ olarak kaldığını gösterir.

Tamamlanmamış çalışma olarak kalan travmayı yeniden yaşamayı sağlama yolu imgelemde uzun süreli yüzleştirme yöntemi ile olmaktadır. Tedavideki bu çalışmanın amacı; kişinin travma ile bağlantılı anıları uzun bir süreyle hatırlamasını sağlayarak ele almasına yardımcı olmaktır. Bu anılardan kaçmak yerine kişinin bunları yaşaması, olayla ilgili kaygı ve korkuların azalmasına yardımcı olur. Buradaki amaç anıların kişiyi kontrol etmesindense, kişinin anıları kontrol etmesini sağlamaktır. Tekrar edilen ve uzun süreli (yaklaşık 25-30 dk) imgelemde yüzleştirme yönteminin travma semptomlarının azaltılmasında oldukça etkin olduğu bulunmuştur.

Bununla birlikte, bu tedavi yönetiminde önemli bir diğer nokta danışan birinci seanstan ayrılmadan önce nefes egzersizlerine giriş yaparak, danışanın travmasını düşünürken, aktarırken artmış olabilecek kaygıyı azaltılması gerekmektedir. Çünkü birçoğumuz farkındayızdır ki, nefes alışımız nasıl hissettiğimizi etkiler. Örneğin, üzgün ya da öfkeli olduğumuzda insanlar bize genelde sakin nefes almamızı söylerler. Çünkü sakinleşme/rahatlama ile ilişkili olan aslında nefes almak değil, nefesi doğru şekilde vermektir.

Danışanın kendi kendisine ‘gevşeee, rahatlaa’ diyerek yavaş yavaş nefesini vermenin yanı sıra yapması gereken nefes alıp vermesini de yavaşlatmasıdır. Genellikle insanlar korktuklarında veya üzüldüklerinde daha çok havaya ihtiyaç hisseder ve dolayısıyla da sık sık nefes alırlar. Ancak sık nefes almanın sakinleştirici bir etkisi yoktur. Hatta daha kaygılı hissetmeye yol açar. Gerçek bir tehlikeden kaçmak veya onunla baş etmek durumunda değilsek genellikle aldığımız kadar fazla havaya ihtiyacımız olmaz. Sık nefes alarak çok hava aldığımızda vücudumuz beyne, kaçma veya savaşmaya hazırlanma mesajı gönderir; çünkü sık nefes almak aynı zamanda korkuya benzeyen bedensel tepkilere(hızlı kalp atışı, titreme, terleme vb.) neden olur. Bu bedensel tepkiler de kişinin daha çok korkmasına yol açabilir. Yani rahatlamak için yapılması gereken nefes alıp vermeyi yavaşlatmak daha sakin hale getirmektir.

İmgesel alıştırma duygusal açıdan tarapistin özenli ve destekleyici(terapotik) yaklaşımı içerisinde travmatik olayın imgesel olarak güvenli bir ortam olan seans içinde yeniden canlandırılması esasına dayanır. Kişiden travmatik olayı hayal etmesi ve travmaya ilişkin anksiyetesini kontrolü altına alıncaya kadar bu hayalini zihninde tutması istenir. Kişi kronolojik bir sırada yaşadığı travmatik olayı anlatmaya başlar. Kişiden genellikle travmatik olayı şimdiki zamanda anlatması ve yaşadıklarını tamamen gözünde canlandırması istenir. En çok sıkıntı veren olay ise mümkün olduğunca canlı bir şekilde ve çeşitli zamanlarda tekrar tekrar konuşulur. İmgesel alıştırma, anksiyetedeki azalma belirgin olarak gözleninceye veya kişi kontrol edebildiğini hissedinceye kadar devam eder.

Burada terapistin görevi travmatik yaşantılara, canlandırma ve duygusal dışavurumlarına güvenilir bir ilişki içinde rehberlik etmektir. Terapist bir anlamda anlatımı kolaylaştırır. Bu süreçte özellikle terapistin özenli ve destekleyici tutumu çok önemlidir.

Seanslarda tüm travmatik yaşantıların aynı anda konuşulması gerekmez, bunun yerine kişisel ihtiyaçlar ve o andaki durum belirleyici olur. Ayrıca travmatik yaşantıya ait canlandırma bittikten sonra evde bu yaşantının yazılması ve yazılanların tekrar tekrar okunarak zihinde canlandırılması istenir. Yazılanları terapiste getirmesi önerilir.

Kişinin ihtiyacına göre tedavinin başlarında haftada 2-3 kez görüşme yapmak yararlı olabilir. Seanslar ortalama 1 saat kadardır. Genellikle 10 ya da 20 seans yeterli olur. Kişinin tedaviye yönelik isteği ve terapiye uyumu tedavi başarısını belirleyen önemli etmenlerdendir.

Tedavi sürecinde kullanılan bilişsel model:

Travma sonrası tepkilerin sürmesine neden olan ikinci bir faktör de rahatsız edici düşünce ve inançlardır. Bu inançlar daha önce de belirtildiği gibi genel olarak hayatla, diğer insanlarla, kendinizle ve travmaya verilen tepkilerle ilgilidir. Travmanın bir sonucu olarak bazı insanlar dünyanın genel olarak tehlikeli bir yer olduğuna dair düşünceyi/görüşü benimserler. Bunun sonucu da tehlikeli olmayan durumu bile tehlikeli olarak algılayabilirler. Aynı zamanda TSSB yaşayan kişilerin bir çoğu da normal hayattaki günlük stresle bile başedemeyecek kadar yetersiz oldukları görüşünü benimserler. Yine aynı şekilde travmaya uğrayan kişiler aynı zamanda travmadan dolayı kendilerini suçlayabilir ve sonrasında yaşadığı zorluklardan dolayı morallerini bozabilirler.

Travma sonrası düşüncelerdeki değişikliklerin bazıları aşırı derecede olumsuz olmalarından dolayı gerçekdışıdırlar ve kişinin travma sonrası tepkilerini sürdürme eğilimindedir. Bu da kişinin normal hayatına dönebilmesini engeller. Benzer şekilde, kişi flashbacklerin (yaşanan travma anının yeniden oluyormuş gibi göz önüne gelmesi) kontrolünü kaybettiğinin işareti olduğuna inanırsa, bu anıları kafasından atmak için çok fazla çabalamaya başlayabilir. Ancak kişinin bu anıları kafasından atmaya ne kadar çok çabalarsa bunlar onun bilincini o kadar sıkıştıracak ve bu anılar üzerindeki kontrolünü o kadar azalacaktır.

Bu rahatsızlık verici düşünce, inançlar yukarıda bahsedilen imgeleme çalışmaları esnasında harekete geçebilir. Tedavi süresince bu düşünce ve inançlar ortaya çıktığında bunların farkında olmayı öğrenerek ve sonrasında bunların gerçekliği, yararı ve uygunluğu tartışılır.

Bu düşünceler genelde, uzun süreli kaygı, kaçınma, depresyona sebep olmakta ve TSSB semptomlarını çoğaltmakta olduğundan bu süreç oldukça yararlı olmaktadır. Kişi travma sonrasında çoğu zaman kendisini kaygılı hissedebilir ve sorumluluklarla baş etmedeki etkinliğini azalabilir. Bu yararlı olmayan düşünceleri fark etmeyi ve düzeltmeyi öğrendiği zaman TSSB semptomları da azalacaktır.

Bu yaklaşımlarla kişinin travma yaşantısı sonrasında çaresizlik, suçluluk, değersizlik, hiçbir duyguyu hissedememe(küntleşme) gibi sorun alanlarına ulaşmak mümkündür. Şöyle ki kişiler yaşadıkları acıyla yeterince başa çıkamadıklarını düşünüp suçluluk ve utanç hissederek toplumdan uzaklaşabilir. Tüm değer yargılarını yitirmiş olabilir. Başkalarının önünde ağlamanın, üzüntülerini belli etmenin zayıflık olabileceğini düşünmüş olabildikleri için duygularını bastırabilirler. Yine aynı şekilde güvenlik duygularını yitirip kuşkucu, güvensiz ve çaresiz olabilirler. Yaşadıkları travmatik yaşantıdan sonra her şey kendilerine yabancı gelmeye başlar.

Bu tür düşünme hatalarının (bilişsel çarpıklık) anlaşılması, değiştirilmesi, yani bilişsel yeniden yapılandırılması terapinin temel noktalarından biridir. Bu noktada öncelikle kişiye felaketleştirme (tehlikelerden korunmam mümkün değil), aşırı genelleme (bir daha asla güvende olmayacağım); kişiselleştirme (bu felaket benim yüzümden oldu, ben kötüyüm ve bu yıkımda bana verilmiş bir ceza) ya hep ya hiç tarzı düşünme(kimse benimle gerçekten ilgilenemez; artık yalnızım), zihin okuma(herkes benim suçlu olduğumu düşünüyor), seçici soyutlama (benim dünyam acımasız bir dünya ve bu dünyada neler olacağını önceden kestirmek imkansız) gibi hatalı düşüncelerini nasıl tanıyabileceği gösterilir. Daha sonra ise kişilere bu olumsuz düşüncelerini destekleyen ve desteklemeyen noktaları değerlendirmeleri, daha uygun bir düşünce tarzı geliştirmeleri ve bunlarla baş etmeye çalışmaları öğretilir.

Sonuç olarak bilişsel davranışçı terapiler birçok hastalıkta kullanılabilen etkili bir tedavi yöntemi olarak kendini kanıtlamıştır. Ve Bilişsel Davranışçı Terapiler, travma sonrası stres bozukluğunun tedavisinde de en yaygın kullanılan yöntemlerdendir. Bu yaklaşımın temel aldığı çeşitli teorik kuramlar TSSB belirtilerinin gelişmesini ve sürmesini açıklamaya çalışır. Bunlar da travmanın insan üzerinde bıraktığı etkilerin anlaşılması kadar, değerlendirme ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine de olanak sağlar.

Kaynaklar:

Aker T., Önder E., (2003). Psikolojik Travma ve Sonuçları

Dilbaz N., (2006).Anksiyete Bozukluklarında Son Gelişmeler

Foy D., (1992). Treating PTSD Cognitive Behavioral Strategies N.Y: The Guildford Press

Gelenberg A., Bassuk E., Schoonover S., (1991). The Practitioner’S Guide to Psychoactive Drugs

Gökalp P.G.,(2000). Travma Sonrası Stres Bozukluğunda İlaç Tedavisi. Klinik Psikiyatri 3, 21-28

Keane M.T., Marshall D.A.& Taft T.C.,(2006). Posttraumatic Stres Disorder :Etiology, Epidemiology , and Treatment Outcome. Annual Reviews Clinical Pyschology ,2, 97-161

Özlale Y., Aydın B.Ç., (2001). Travma sonrası Stres Bozukluğunun Tedavisinde Bilişsel

Davranışçı Terapi; Yüzleştirme Teknikleri El Kılavuzu

Smith P,Perrin S & Yule .W.,(1999).Cognitive Behaviour Therapy for Post Traumatic Stress Disorder.Child Psychology &Psychiatry Review 4,4,177-182

Taylor S., (2006). Clinician’s Guide to PTSD N.Y: The Guildford Pres

Tuğlular I., (1991) Psikiyatride İlaç Kullanımı.

Taneli B., Taneli Y., (2005) Anksiyete Bozukluklarında İlaç Tedavisinin Yan Etkileri ve Hasta Uyumu: Pozitif Matbaacılık

Yüksel Ş.,(2000). Felakate ‘Uyum’ ve Ruh Sağlığı. Klinik Psikiyatri 3,5-11

Yorbık Ö., Dikkatli S., Cansever A., Söhmen T.,(2001) .Çocuklarda ve Ergenlerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtilerinin Tedavisinde Fluoksetinin Etkinliği. Klinik Psikoloji Bülteni 11, 252-256

 
Etiketler:
travma, sonrası, stres, bozukluğu, ptsd, tssb, tedavi, travmatik
Bu yazı toplam 17413 kez görüntülenmiş.
 
Yorumlar
 
 
Yeni yorum ekle
Adınız: *
E-Posta Adresiniz: *
Web Sayfanız:
Yorum Başlığınız:
Yorumunuz: *
3 - 2 = *
 
 
Üye olmak istiyorum   Şifremi unuttum
    Aktivasyon kodu
Travma Sonrası Stres Bozukluğu Blogundan Son Yazılar
Tuba Erzan tarafından yazılmış
 
En Popüler Yazılar
1
Tuba Erzan tarafından yazılmış
 
2
Sedar Ertaş tarafından yazılmış
 
3
Filiz Olcayto tarafından yazılmış
 
4
Mehmet Kartal tarafından yazılmış
 
5
Gamze Yildirimli tarafından yazılmış