Son Blog Yazıları http://www.terapiportali.com/?page=blog Terapi Portalı yazarlarının en son yazıları Sun, 22 Oct 2017 20:22:32 +0300 tr (C) Terapi Portalı Güvenli Bağlanma http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=325&url=guvenli-baglanma http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=325&url=guvenli-baglanma Tue, 11 Jul 2017 20:56:02 +0300

  • E.B.. Bebekle anne arasında güvenli bağlanma kaç yaşında tamamlanır?

P.F.: Buna nihayeti olan bir hedef gibi bakmayalım, tüm hayatımıza eşlik eden bir süreç gibi düşün. Bu dünya güvenli bir yer mi? Ağladığımda beni duyan, anlayan, benimle ilgilenecek birileri var mı? Altımı pislettiğimde, annemin memesini acıttığımda, en berbat halimde bile sevilmeye devam eder miyim? Dünyayı keşfetmek güvenli mi, istediğimde güvenli limanıma dönebilir miyim? Tüm bu bilgiler beyinde limbik sistemde, yani alt beyinde daha çok bebekken kaydedilmeye başlıyor ve sonraki ilişkilerimiz için temel kalıbı oluşturuyor. Ayrıca kritik yaş dönemleri var bağlanma için. Mesela 7-9 ay arası çok önemli. Çünkü bebek bu zamanlarda kendisinin annesinden ayrı bir varlık olduğunu idrak etmeye başlıyor. “Annem gidebilir, onu görmüyor olabilirim, ama gitse de her zaman geri gelir, beni bırakmaz, o tekrar burada olana kadar ben de kendimi sakinleştirebilirim” bu dönemde bebeklerin ihtiyaçları birincil ebeveynin bunu hissettirmesi.. Bireyselleşmenin, bağımsızlaşmanın hız kazandığı önce 15-18 aylık dönem ve sonra da 2-3 yaş dönemleri de önemli. Burada da çocuğun ebeveyniyle ilişkisinde dünyayı keşfetmek için cesarete ve gerektiğinde sığınmak için güvenli bir limana ihtiyacı var. Liman çok açık olursa tehlikelere açık, ihmal edilmiş, ilgisiz, oyunsuz, "sert rüzgarlarda" savunmasız kalmış olurlar. Tam tersi çok kapalı olursa fazla kaygı ve fazla kontrol var demektir; çok güvenli ama yerinde eskiyen, becerileri gelişmeyen, hiç okyanusa açılamayan bir gemi gibi hayal et. Kıvamında bir liman, güvenli limandır; istediğinde açık denizlere açılırsın, keşiflere çıkarsın, risk alırsın, ilişkiler kurarsın, limanın da seni hep destekler, izler ama müdahalesiz..ihtiyaç duyduğunda kucak açar, sarar sarmalar, dinlenirsin, korunursun. Hepimizin güvenli ilişkilerde buna ihtiyacı var aslında.. Bunu çok iyi özetleyen çok sevdiğim bir güven döngüsü görseli var Cooper ve arkadaşlarının, ailelere hep gösteririm, sana da göstereyim.



  • E.B.: Erken bebeklikten itibaren güvenli bağlanma için neler yapmak gerekir?

P.F.: Güvenli bağlanma kurabilen sağlıklı ebeveyn ve çocuk ilişkisinde karşılıklı müthiş bir uyum, birbirini “görme” ve gerçekten “bir arada olma” vardır. Anne bebekle gülümseyerek konuşur, ona öyle bakar, bebek karşılık verir, anne bunu görür ve yine sözlerle, ses tonlarıyla gördüğünü ona geri yansıtır, bebek anlaşıldığını hisseder anneye uzanır..sözlerle tarif etmenin çok ötesinde daha bir sağ beyin konusu bu. Annenin bebeğini tutuşu, ona bakışı, konuşma sesi bu güveni destekler. Onunla gerçekten birlikte olmak, ona “şahit olmak”, içten merak göstermek ve en önemlilerinden birisi duygularını aynalamak ilişkinin temel dinamikleri olmalı. Yani bebekleri kucaklamak, dokunmak mutlaka çok önemli, ama hangi duygularla kucaklıyor olduğun belirleyici; yada çocuklarla oyun oynamak çok önemli, ama kontrolcü oynuyorsan mesela, yada yaptıklarını düzelten biriysen, yada mecburen onunla oraya oturduysan eğer, o oyunun bağlanmaya, ilişkiye bir faydası olmaz, tersi hatta..

Güvenli bağ kurmak için madde madde şöyle yapın, böyle yapın demek çok anlamlı değil bu yüzden, bu bir yemek tarifi gibi değil, çok daha derin.. Bir kere ebeveynin kendi ruh hali çok önemli, senin ruh sağlığın dengeliyse ancak o zaman bebeğinde güvenli bağlanmayı oluşturacak güvenli liman olabilirsin. Ebeveyn olmak insanın yaralarını iyileştirmez, çoğu zaman tam tersi olur; geçmiş yaraları su yüzüne çıkarır. Eğer ebeveyn çok kaygılıysa, dünyayı her an başına bir şey gelebilecek, hep temkinli olunması gereken bir yer olarak görüyorsa, çok tedirginse, kendi korkuları, baş edemedikleri yoğunsa çocuğun dünyayı keşfini, bireyselleşmesini, bağımsızlaşmasını destekleyemez, kaygı ketler onu. O zaman işte bu ilk ve çok önemli bağlanma kaygılı bağlanma olmaya eğilimli oluyor; çocuklar bağımlı, tedirgin, ebeveynin yokluğunda dayanamaz, onsuz yaşayamaz, güçsüz hissediyor, ilişkilerde yapışık oluyor. Odamda en çok ağırladığım bağlanma tipi bu son yıllarda..modern, eğitimli, mükemmeliyetçi, tam da özgüvenli çocuk yetiştirmek isteyen, “çok çok” yapan anneler çoğu zaman bebeğe çok iyi niyetlerle ama çok fazla kontrol uyguluyorlar. Her şey çok fazla bilgiyle açıklıyor mesela; 3 yaşındaki çocuğuyla “ellerine yıkamazsan mikroplar sindirim sistemine girer, seni hasta eder, sen mikropları göremezsin, ama onlar her yerde..” diye konuşan çok anne tanıyorum, bu uzun ve yüklü açıklamalar mantık değil evham enjekte ediyor aslında. Bir diğer güvenli olmayan bağlanma tipi de kaçınmalı bağlanma. İhmal edilen, ağlamalarına ilgisiz kalınan, depresif annelerin bebekleriyle kurdukları ilişki muhtemelen bu grupta oluyor. Bebekler, bu dünyada güvenebilecekleri kimse olmadığını, duygularını göstermenin güvenli olmadığını, ebeveynlerin onlara karşı duyarsız olduğunu öğreniyorlar, aynı şekilde onlar da ilişkilerinde duyarsız görünüyorlar. Sevgiye, ilgiye, güven duymaya çok ihtiyaçları olsa da bunların karşılanmayacağını öğrenmiş oldukları için kendi başlarının çaresine bakarak, duygularını ketleyerek, yakınlıktan kaçınarak yaşamaya başlıyorlar. "Issız adam ve kadınlar"ın geçmiş hikayelerinde sıklıkla bu motife rastlıyoruz. Yani güvenli bağlanma kurmak için öncelikle ebeveynin sağlıklı, dengeli bir ruh hali olmalı. Hatta kendi ebeveynleriyle bağlanmalarında yaralar varsa terapide bunlarla ilgili içgörü kazanıp, tamir etmiş olmak o kadar önemli ki.. Bebeklere “öyleymiş” gibi yapamayız çünkü..


  • E.B.: Bebeklerimizde güvenli bağlanma sağlamak için hayatla kendi bağımıza, kendi annelerimizle bağlanmamıza mı bakmalıyız? Buradaki yaraları nasıl fark edip çözebiliriz?

P.F.: Kendi ebeveynlerimizle kurduğumuz bağlanma çok önemli, biz de zaten aynı nedenden kendi bebeklerimizle güvenli bağlanma ilişkisi kurmaya bu kadar çok önem veriyoruz. Çünkü bu ilk kurulan bağlanma modeli sonraki ilişkiler için temel gibi.. Çünkü gidip gidip aynı ilk motife dönme eğilimindeyiz. Bu ilk ilişkide sevgiyi göstermek varsa, dokunmak varsa, güven varsa, o zaman kendi bebeğinle ilişkine bunu katmak çok daha kendiliğindenleşir. Ama mesela sen eğer annenden birini seversen onun için çok endişelenirsin, endişelenmek sevme göstergesidir’i öğrendiysen, bunu muhtemelen kendi bebeğinle ilişkine de taşırsın, çünkü sevme denen şeyin ilk nasıl bir şey olduğunu o kadar minikken ve o şekliyle öğrendin. Hatta bazen tam tersi de olur, “ben annem gibi olmayacağım” dersin, ama bu da aslında ebeveyninle ilk bağlanmanın şu zamana bir çeşit etkisidir yine, yoğun ve muhtemelen kırgın duygularla beslendiği için güvenli bağlanmadan uzaklaştırabilir insanı. Farkında olmak gerekiyor; geçmişteki dinamikleri kurcalamak bazen çok zorlayıcı olabilir, ama ancak farkında olursan anlarsın ve aynı döngüye girmekten kendini kurtarabilirsin. Psikoterapi bunun için var. Bence bir ebeveynin kendi çocuğu için yapabileceği en iyi şey kendi terapisinden geçmiş olması.

Tabi ki gelişim çok uzun bir seyahat gibi; mutlak neden-sonuç ilişkileri yok bu yolculukta... mesela birinin annesiyle çok bozuk ilişkilerin olabilir, ama sonraki yakın duygusal ilişkilerinde güvenli bağlanmalar kurup bağlanma yaralarını iyileştirmiş, güvenli bağlanma kurabilen bir yetişkin de pek tabi olunabilir. Psikoterapide bu ilk bağlanma dinamikleriyle ilgili içgörü kazanınca bunu yapabilmek çok daha mümkün oluyor.


  • E.B.: Hep anneden bahsettik, baba bu ilişkinin neresinde yer alıyor?

P.F.: Haklısın, birincil ebeveyn diye geçer aslında, ve çoğunlukla anneler geliyor aklımıza. Halbuki günümüzde babalar duygusal varlıklarıyla ve bakım veren davranışlarıyla evde ve bebeğin büyümesinde daha çok “var oldukça” bağlanmayla ilgili konular aynen onlar için de çok önem taşıyor. Bebeklerle konuşmak da çok önemli mesela, anlamıyor olduğunu düşünmeden, ses tonuyla bebeğe yönelmiş, yumuşak, hikayeci konuşmalar kastettiğim. Bir de bebeğin yaptıklarını aynalayan konuşmalar da çok iyidir, bu yansıtma konusunu Doğan Hoca (Cüceloğlu) çok tatlı yazar hep. “Şimdi bunun ne olduğunu merak ettin, uzanıp onu tutmaya çalışıyorsun, aa bu senin hoşuna gitti” gibi anlatmak tam bir şahitliktir bebekler için, ve çok da iyi gelir, tüm gelişim dönemleri için geçerli bu. Bu resim yapıp gösterdiğinde mesela çocuklar “süper, şahane” demek yerine, içten bir ilgiyle “a buraya bir ağaç çizmişsin, yanında mavi bulutlar var, sanırım yaz ayı bu, kocaman bir güneş yapmışsın sapsarı” demek çok daha iyi geliyor, gerçekten görülüyor o zaman çocuk çünkü, üstelik iyi kötü tamamen yargısız ifadelerle.. Rahatlatıcı, sakin kucaklamalar, dokunuşlar, yada gazını çıkartması bile babanın çok iyi mesela. Onu rahatlatabilecek, sıkıntılarına kulak veren bir değil iki kişi var, harika! Sonra biraz daha büyüyünce minik oyunlar..ama yine aynı kural; yönetmeden, sürekli öğretici olmayan, kolaylaştırmadan yada görev gibi olmayan, içten, eşlik eden oyunlar… Kitap okumak, uyku ritüellerinde bulunmak hep babaların da yapabileceği çok kıymetli şeyler. Beslenmenin büyüsüne dahil etmek için babaların da bebeklerine bir öğünü çıplak göğüslerine yatırıp biberonla vermesi öneriliyor..o anki zevk, bakışmalar, rahatlama, dokunma hepsi bir arada o kadar iyi geliyor ki hem babalara hem bebeklere..


]]>
Ruhsal Bağışıklık http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=324&url=ruhsal-bagisiklik http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=324&url=ruhsal-bagisiklik Thu, 1 Jun 2017 13:07:36 +0300 Duygularımız ve düşüncelerimiz üzerinde sağlıklı bir kontrol kazanmayı“ruhsal bağışıklık sistemi” diye bir kavram ile tanımlayabiliriz. Hayata bakış açımız bu bağışıklığın güçlü veya zayıf olmasından fazlasıyla etkilenir.Peki genel olarak hangi parametreler ruhsal dinamiklerimizi zenginleştirebilir?Birkaç davranışsal ve duygusal temalı ana başlıkta açıklayalım.

1-Kendimizi Tanımak:

Kendimizi tanımakdüşüncelerimizi duyabilmekten geçer.Çünküdüşündüğümüz şeyin sonucunda hissettiğimiz duygu bizi bir davranışa götürür.Kendimizidaha yakından okumanın bir yolu:Sorusormaktır. Örneğin, çocuğunuz size “sen beni sevmiyorsun” dediğinde verdiğiniz tepkiyi inceleyerek buna karar verebilirsiniz. “Bu cümledebeni çökkün/üzgün/öfkeli hissettiren nedir/ ne olabilir?” gibi“Çocuğuma onca emek verdim beni sevmiyor” da olabilir ve kendiniziağalayarakodanıza kapatabilirsiniz ya da“çocuğum şuan istediği oyuncağı alabilmek için bana blöf yapıyor”a inanıp onunla işbirliği kuracak davranışlar sergileyebilirsiniz.Sadece kendinize sorun. Cevap önünde sonunda size kendini gösterecektir. Kişi kendinin ne kadar farkında ise kendine o kadar kolay yardımcı olabilir.Böylece ruhsal dinamiklerin kendini onarması çok daha kolaylaşır.

2-Samimi Olmak

Dürüstlük sadecedışarıdakilere uygulanması gereken bir erdem değildir. Çoğu zaman kendimize karşı dürüst ve samimi olamıyoruz. En bakımsız olduğumuz halimizi sahiplenmek, en öfkeli halimizi farkedebilmek ya da hatalarımızı kabul edip yola devam edebilmek önemlidir. Yine sorularla çözüme ulaşabiliriz. “Gerçektenneyi tam olarak istiyor yadaistemiyorum? Hangi durumlarda ezik görünürüm diye o özelliğimi gizliyorum? Öfkelendiğimde ne tür bahanelere başvuruyorum? Hayal kırıklığı yaşadığımda karşı tarafa öfkemi kusarak mı yaşıyorum?” şeklindekisorular yol gösterici olabilir.Samimi olmak aynı zamandaempatikbecerilerimizi zenginleştireceğinden “ruhsal bağışıklık” için çok önemlidir.Unutmayalım ki kendimize tanıdık olduğumuz kadar dünyayı sever veya “mutlu” oluruz. Kendimize dair düşünce ve inançlarımız dürüst, samimi, içten olduğunda karşımızdakini de doğru anlar ve aynalarız.

3-Eleştiriye açık olmak:

100 kişiye sorsak dünyanın en“eleştirilemez/doğru/mükemmel”insanı için 100’ü de olumlu cümle kurar mı?Hayır.Bunun anlamıeleştiri kişiye göre değişmekle birlikte, herkeste her zaman eleştirilecek bir durumun olduğudur.Eleştiri çoğu zaman “hoşnutsuzluk veya öfke” gibi rahatsız edici duygulara yol açar. Davranışlarımız da bu yönde değişir. Kısaca,eleştiri benim kendimi zenginleştirmem için bir yol olabileceği gibi, kendimi harap edebileceğim bir çukur da olabilir.

4-Sosyalleşmek:

Beynimizsosyalliğiönemsiyor.İnsanlarla iletişim kurmak istememek temel olarak zihnimizin bize hayatı cehenneme çevirme yöntemlerinden biridir. Sosyalleşemeyen zihin kendini ödüllendiremez ve bu beynimizde biyolojik mekanizmaları da olumsuz yönde tetikler.Sosyalleşmekten kastettiğimiz mümkün olduğunca sağlıklı, samimi insan ilişkileri kurmaktır.5 dakika bir işarkadaşımla kahve içmek,dostlarımla beraber kısa ya da uzun süreli etkinlikyapmak,haftada bir ailece bir başka aile ile görüşmek gibi.

5-RutinlereDikkatEtmek veKaynaklarıZengin Tutmak:

Kaynak dediğimizşeyler yaşadığımız tüm mekanlarda,bize iyi gelen, kendimizi iyi hissettirecek yollardır. Hobilerden günlük rutinlere kadar her şey kaynaktır. Gezi, spor, müzik, sanatsal faaliyetler olabileceği gibi kendi kendimize oluşturduğumuz rutinler de bunadahildir. Kişiden kişiye değişebilir ancak en asgari düzeyde yapılmasının yanındakaynaklarınrutin olması çok önemlidir. Beyin ödül sistemi rutinlere alıştığında kendini daha kolay ödüllendirir ve sonucunda ruhsalonarımzenginleşir.

Örneğinbir çok araştırma bebeklerde güvenli bağlanmanın annenin rutinlerine bağlı olduğunu vurgulamaktadır. Rutinler,mümkün olduğunca benzer zaman dilimlerinde benzer etkinlikleri yapmaya çalışmak ve bunları zamanla artırmaya çalışmaktır.Hersabahaileceve rutinyapılan kahvaltı,gün içinde bir kahve molası, çocuğumla bir konuyla ilgili sohbet etmek,mesai arkadaşımla kahve içmek,akşam yemeğini ailece yapmak, yatmadan önce 1 sayfada olsa bir şeyler okumak,hafta sonu ailece yapılan bir etkinlikgibi.Tüm bunlar aynı zamana birer kaynaktır.Örnekleri zenginleştirmek ve rutinleri artırmak çok daha fazla pozitif enerji olarak bize geri yüklenecektir.


]]>
Sınır Koyma Sorunları http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=323&url=sinir-koyma-sorunlari http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=323&url=sinir-koyma-sorunlari Mon, 14 Sep 2015 11:35:01 +0300 Her yolu denediniz. Çocuğunuz koyduğunuz kurallara uymuyor, yapmaması gerektiğini söylediğiniz şeyleri yapmaya devam ediyor. Yerine getirmesini istediğiniz davranışları yerine getirmiyor, sadece canının istediğini yapıyor. Hatta bu yüzden onu tehlikelerden korumakta bile zorlanıyorsunuz. Israr ettiğinizde ağlıyor, bağırıyor, kendini yerden yere atıyor. Ceza vermeye de gönlünüz el vermiyor. Ne yapacağınızı bilemiyorsunuz, evin patronu o, kontrolü tamamen ele geçirmiş durumda.


Olası nedenler:

· Nasıl sınır koyacağınızı bilemiyor olabilirsiniz.

· Aşırı takıntılı, kuralcı olabilirsiniz. Böyle anne babaların çocukları ya içine kapanık ya da isyankâr olurlar.

· Çocuk, hayatın sınırlarını algılayamıyor olabilir. Bazı fiziksel ya da psikolojik rahatsızlıkları olabilir.

· Sadece kural koymuş, uymazsa ne olacağını söylememiş olabilirsiniz.

· Evde sizin kurallarınızı sabote eden, eşiniz, nine, dede gibi bir başka yetişkin olabilir.

· Koyduğunuz kurala siz de uymuyor olabilirsiniz. Örneğin “oyuncaklarını topladıktan sonra yemek yiyebilirsin”gibi bir kural koymuş ancak oyuncakları toplamamasına rağmen yine de yemek yemesine izin veriyor olabilirsiniz.

· Çocuğunuzun sadece olumsuz davranışlarını fark ediyor, olumlu davranışlarını görmüyor olabilirsiniz.

· Olumsuz davranışlarının ikincil kazancı olabilir. Örneğin bir şeyi yapmadığında yaptırmak için ödül veriyor olabilirsiniz. Çocuğunuz rüşvete alışmış olabilir.



Çözüm önerileri:

· Kararlı olmayı öğrenmelisiniz. Hayır diyemeyen, sınır çizemeyen bir yönünüz varsa bu yönünüzü değiştirmeyi denemelisiniz. Çevrenizde bunu iyi yapan tanıdıklarınızı gözlemlemeli, onların önerilerini dinlemelisiniz.

· Bir disiplin olayı meydana geldiğinde, saldırgan ya da pasif tepki veren bir yönünüz varsa, bunun işe yaramadığını kabullenmelisiniz. Çocuğunuzun tepkilerine baktığınızda her iki yönün de çocuktaki güç arzusunu, inatçılığı artırdığını görebilirsiniz.

· Disiplin gerektiren bir durum olduğunda “az laf çok iş yapmak” gerekir.

· Koyduğunuz kurala uymadığında ne olacağını söylemişseniz onu yapın.

· Kişiliğine değil davranışına odaklanın. “Sen terbiyesiz bir çocuksun” gibi kişiliğine saldırı yerine “burada bunu yapman hiç uygun değil, doğrusunu yapana kadar başka bir şeyle uğraşmayacağız” gibi davranışa odaklanın.

· Evde sizin kurallarınızı sabote eden, eşiniz, anneniz, kayınpederiniz olabilir. Onlarla konuşun sonuç alamazsanız üzerinde durmayın. Siz kararlı olun, kendi kurallarınıza uymasını bekleyin.

· Yeni öğrendiği olumlu davranışlarını fark edip, takdir edin. Bunun neden iyi bir davranış olduğunu da basitçe geri özetleyin.




Bu yazı 30.04.2014 tarihinde Uzm. Psk. Pınar Fidancı tarafından Kidolindo için hazırlanmıştır, kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
http://kidolindo.com/2015/04/13/sinir-koyma-sorunlari/

]]>
Çocuklarda Görülen Suriyeli Fobisi http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=321&url=cocuklarda-gorulen-suriyeli-fobisi http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=321&url=cocuklarda-gorulen-suriyeli-fobisi Thu, 27 Aug 2015 04:16:32 +0300
Ebeveynlere ek olarak önemli bir kaygı kaynağı ise medya. Anne babaların tembihlemelerinin yanında özellikle görsel medyadaki "Suriyeliler tehlike saçıyor!" "Aşısız 3 milyon Suriyeli ülkemizde" "Hastalık saçıyorlar" "Su çiçeği ve verem hortladı" şeklindeki haberler, var olan endişeyi iyice körükler hale geldi. Bunun yanında çaresizliğin verdiği agresyon ile Suriyelilerin zaman zaman sokaklarda sergiledikleri kontrolsüz, bazen ısrarcı veya aşırı öfkeli halleri çocukların birebir yaşadığı küçüklü büyüklü travmalarla birleşince olayın boyutu büyür hale geldi. Çünkü "Bak annemin dediği oldu. Neredeyse çantamızı çalacaklardı" veya "Nasıl da 3-5 tanesi bir araya gelip küçücük çocuğu sıkıştırdı" şeklindeki yaşanmışlıklar nedeniyle kaygılı düşünceler kendine kanıt bulmuş oldu.Buralarda gerçekçi bir tehdit yok mu diyebilirsiniz. Evet olabilir ama çocukların bunu algılama boyutu çok çok yüksek. Hepimiz bulaşıcı hastalıkların oluşabileceğini düşünebiliriz veya hırsızlığa, şiddete maruz kalmaktan endişe duyabiliriz ancak Suriyeliler dokunmuştur diye otobüse binmemek, sokağa çıkmamak veya temizlenebilmek uğruna derinize zarar verecek kadar çok yıkanmak bir patoloji. Insanın ruhunu kemiren, yaşam kalitesini düşüren bir süreç.

Peki çocukların bu aşırı kaygılarını azaltmak için ne yapılmalı?

En önemlisi doğru bilgilendirme. Aşırılarının olmamasının onların kendilerine zarar verebileceği, bizim aşılarımız tam olduğu için zarar görmemizin mümkün olmadığını anlatabiliriz. Suriyelileri bir düşman veya tehdit unsuru olarak görmek yerine onlarla empati kurmalarını, yaşadıklarının ne kadar zor olduğunu anlamalarını sağlamak ile işe başlayabilirsiniz. Suriyelilere amacına uygun ve doğru bir şekilde yardım yaptığından emin olduğunuz kuruluşlara bağışta bulunurken çocukları da sürece dahil etmek, artık kullanmadığı giysi ve oyuncaklarını ayırmasını istemek ve birlikte götürmek seçeneklerden bazıları olabilir. Yaşı biraz daha büyük çocuklara olayın sosyolojik boyutu açılabilir. Sağlıklı ve mutlu olurlarsa zarar vermeye ihtiyaçlarının kalmayacağını o nedenle devletin üzerine düşen görevlerin ne olduğunu birlikte tartışabilirsiniz. Bu şekilde sosyal, toplumsal konular hakkında farkındalık geliştirmesini ve sosyal muhakeme becerilerinin gelişmesini sağlayabilirsiniz.

Sonuç olarak, önemli olan ortadaki probleme ne kadar çözüm odaklı veya sorun odaklı baktığınız. Siz çocuğunuzda hangi bakış açısını geliştirmek isterseniz??? ]]>
Her Yönü İle Vajinismus http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=320&url=her-yonu-ile-vajinismus http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=320&url=her-yonu-ile-vajinismus Tue, 3 Mar 2015 23:52:44 +0200

VAJİNİSMUS TANIMI

Toplumumuzda çok sık karşılaşılanVajinismus , kadınların cinsel birleşme yaşamasına izin vermeyen ,vajina kaslarının istem dışı kasılmasıyla ve vajina yolunu kapamasıyla tanımlanan bir refleks durumudur. Vajinal kasılmaların daha az olduğu durumlarda ,cinsel birleşme bir dereceye kadar yaşanabilir ancak kadın vajina kaslarının kasılması sebebiyle ağrı ve acı duyabilir.


Bu kasılmalar tamamen kadının kontrolü dışında olur. Vajinanın girişindeki kasların kasılmasının yanısıra, tüm vücutta bir kasılma, endişe, korku ve panik hali olur ve kadın ilişkiyi reddederek bacaklarını sıkıca kapatır ve cinsel ilişkiye izin veremez duruma gelir.


VAJİNİSMUS TANISI


Vajinismus tanısı, iyi bir cinsel öykü alınması ve jinekolojik muayene sırasında kasılmanın ve diğer belirtilerin görülmesi ile konabilir. Vajinismusu yaşayan bir kadın, tedaviye başlamadan önce mutlaka bir jinekolog tarafından muayene olmalıdır çünkü bazı durumlarda vajinismus oluşumunda % 10 oranında anatomik veya organik kökenli faktörler de etkili olabilir. Jinekolojik muayene ile vajinismusun derecesi de saptanabilmektedir.


VAJİNİSMUS BELİRTİLERİ

· Cinsel ilişkiye girememe, korku ile kendini bilinçsiz şekilde kasma,cinsel ilişki esnasında panik atak geçirme

· Cinsel ilişki esnasında bacakları yeterince açamama, kendini geri çekme ve bacakları kapatıp eşi iterek ilişkiyi bitirme

· Zor ve acı çekerek ilişkiye girme

· İlişkide penisin vajina içine tam olarak değil de yarım olarak girebilmesi

· Vajina içine fitil ve tampon yerleştirememe

· Jinekolojik muayene olamama, vajinal ultrasona girememe

· Vajinaya bakamama,dokunamama

VAJİNİSMUS SEBEPLERİ

1- KADININ İSTEMEDEN,SEVMEDEN EVLENDİRİLMESİ

Kadının evleneceği kişiyi yeteri kadar tanımasına, bir ilgi ve sevgi geliştirmesine fırsat verilmeden yaptırılan evlilikler kadında bilinçli veya bilinç dışı kaçınmaya ,eşini ve cinselliği reddetmesine sebep olabilir.

2- EŞLER ARASINDA UYUMSUZLUK VE İLETİŞİM SORUNLARI

Eşler arasındaki güncel sorunlar, anlaşmazlıklar, çatışmalar, uyuşmazlıklar da cinsel sorunların ortaya çıkmasına neden olur.

3- İLK CİNSEL DENEMEDE ACI DUYMA

İlk yaşanacak cinsel birliktelikte erkeğin kadını hazırlamadan, ön sevişme yapmadan, vajinanın cinsel ilişki için hazır hale gelmesini beklemeden ,sert ve kaba davranarak cinsel birleşmeye zorlaması sırasında acı duyması vajinismusu ortaya çıkartabilir.

4- OTORİTER VE BASKICI AİLE-AİLE İLİŞKİLERİ İLE BİRLİKTE TOPLUMSAL ÇEVRESEL BASKILAR

Toplumumuzda aileler kızlarını küçük yaştan itibaren bekaretin çok önemli olduğuna, onu çok iyi korumaları gerektiğine şartlandırır. Kızlar da büyüyüp evlendiklerinde, kullandıkları " bastırma" mekanizması sonucunda şartlandıkları koruma davranışından vazgeçemez. Genç kızlıktan kadınlığa geçişte direnç gösterebilirler. Vajinismuslu kadın cinsel ilişkiden kaçınmak için bedeniyle bir çeşit savunma içine girerek bir savaş verir, aslında cinsel ilişkiye girmeyi çok istemektedir. Bu ikilem içinde yoğun psikolojik çatışmalar yaşarken neden böyle davrandığın kendisi de bilmeyebilir. Aynı zamanda vajinismus yaşayan kadının aile yapısında zayıf, güçsüz anne figürü, baskıcı otoriter baba figürü, baba kız ilişkisinde iletişimsizlik, sevgisizlik de sıklıkla görülmektedir.

5-CİNSEL KONULARDA YANLIŞ VE YETERSIZ BILGILENDİRİLME

Toplumumuzda cinsellik halen tabudur ve cinsel eğitim verilmez. Bu nedenle genç kızlar bu konuda doğruyu bilmemekte, kulaktan kulağa yanlış ve yetersiz bilgiler alarak ilk ilişkiyi çok korkutucu, ürkütücü hatta yaşamlarının çok önemli bir dönüm noktası olarak algılarlar. Örneğin cinsel ilişki sırasında veya kızlık zarının yırtılması sırasında çok fazla acı çekeceklerine, aşın kanama olacağına, vajinanın parçalanacağına,patlayacağına, hastanelik olacaklarına, hatta öleceklerine, penisin vajina içine girip tekrar çıkmayacağına ( kilitlenip kalacağına ) v.b. gibi abartılı ve yanlış bilgilere inanırlar. Bu inançlar yüzünden cinsel ilişkiyi deneme sırasında aşın abartılı korkular yaşarlar, bunun sonucunda da vajinismus ortaya çıkar. Ülkemizde en sık görülen vajinismus nedeni budur.

6- CİNSEL BÖLGELERDE FİZİKSEL TRAVMA YAŞAMA

Yaşanmıs genital bölge enfeksiyonları ,düşme –çarpma sonucu vajinada travma meydana gelmesi, kötü deneyimlenmiş jinekolojik muayene v.b

7- CİNSEL TRAVMA YAŞAMA

Cinsel taciz ve tecavüze uğrayan, ya da ensest yaşamış kadınlarda vajinismus gelişebilir.Bunların yanı sıra; fiziksel şiddete maruz kalma ,pornografik yayınlar izleyip veya porgografik görüntülere şahit olup tiksinme yaşama ,bazı kadınların meslekleri gereği cinsel travma yaşamış insanların durumlarına şahit olmaları durumu da vajinismusu geliştirebilmektedir.

8- BAŞARISIZLIK KORKUSU

Kadının, ilişkide başarısız olacağım, düşünceleri ile yaşadığı endişe, korku ve kaygı nedeniyle vajinismus ortaya çıkabilir.Bu kaygı performans kaygısı olarak adlandırılır.

9- CİNSEL ÖZDEŞİM BOZUKLUĞU

Kadının kendi cinsi ile değil de karşı cinsle özdeşim kurup, karşı cinse karşı bir istek ve arzu duymayışı nedeniyle bilinç altı cinsellikten kaçma nedeniyle vajinismus ortaya çıkar.

10- HAMILELIK KORKUSU

Doğum yapmaktan korkan kadın ilişki sırasında hamile kalma korkusu nedeni ile istem dışı kasılabilir.

11- KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

Mükemmeliyetçi ,aşırı titiz ve belli ritüelleri olan,denetim ve kendini kontrol mekanizmaları yüksek,cinsel ilişkiyi kocayı memnun etmek olarak gören,tavırlarında çocuksu özelliklere sahip kadınlarda vajnismus görülebilir.

12-EŞLERİN ROLÜ

Vajinismuslu kadınların eşlerininde bu sorunda önemli rolleri vardır.Araştırmalara göre eşlerin pasif, bağımlı, aşırı düşünceli , hassas , eşleri ile bilinçdışı bir anlaşma içinde , cinsel birleşmeden kaçınan, libidoları zayıf, cinsel bilgileri ve deneyimleri az olduğu takdirde, kadınların vajinismus yaşadıkları ve çözümü erteledikleri görülmüştür.

13- OLUMSUZ DİNSEL ŞARTLANMALAR

Vajinismus geliştiren bazı kadınların büyüdüğü ailelerde ebeveynler normalden fazla dini inançlara sahiptirler.Cinsellikten uzaklığı saygınlaştırırlar.Cinselliği normal bir davranış olarak algılayamaz ve reddederler.Utanma, günahkarlık ve suçluluk duyguları ile sorun ortaya çıkabilir.Yanlış bilgilendirilme ve baskı sonucu kadında penisi fobisi gelişir. Bu da kendisini korumaya yönelten bir davranışa dönüşür. Genellikle gelişmekte olan genç kızların duydukları ilk gece ile ilgili ağrı, acı ve kanamayla ilgili konuşmalar onlarda bu konuda abartılı bir korkunun gelişmesine neden olur.

14- ORGANİK NEDENLER

Vajinismus problemi % 90 psikolojik nedenlere bağlı olmasına rağmen, % 10 organik (yapısal) sebepler sonucunda gelişmektedir. Vajinismusun organik nedenleri arasında kızlık zarı, vajina, genital organlar ile ilgili jinekolojik problemler bulunmaktadır.



VAJİNİSMUS YAŞAYAN KADINLAR

Vajinismus yaşayan kadınların ortak belli bir takım kişilik özellikleri bulunmaktadır.Vajinismus yaşayan kadınlar genellikle; öfkelerini bastıran,onaya ihtiyaç duyan,kötümser düşünen ve kaygılı,temkinli,kurallara bağlı,genele nazaran daha ailelerine bağlı ve çocuksu,çatışma ve sorun yaşamak istemeyen,cinsellik konusunda tabularıolabilen kadınlardır. Vajinismus vakalarında "iyi kız sendromu" olarak adlandırılan; okul hayatında başarılı,ebeveynleri ile hiçbir ciddi çatışması olmayan,edilgen,itaatkar,boyun eğen,yumuşak başlı olma özelliklerine oldukça sık rastlanmaktadır.

Vajinismus problemi, kadınların cinsel yaşamını olumsuz etkilemekle birlikte, aynı zamanda sosyal hayatı ve iş hayatını da etkileyen bir probleme dönüşebilir. Kişinin kendine özgüveni azalır, sosyal ilişkileri zayıflar ve zamanla diğer problemleri de büyüyerek çözülemez bir hal alır. Vajinismus problemi çoğu zaman hem kadını hem erkek partneri depresyon sürecine kadar götürebilmektedir. Vajinismus yüzünden umutsuzluk yaşayan çiftlerduygusal enerjilerinikaybedebilir, kendi kabuklarına çekilebilirler.Zaman içinde sınırlı cinsel paylaşımlarında da isteksizlik sebebi ile azalma yaşanır.

Vajinismus yaşayan kadınlar kendilerinde hayal kırıklığı yaratan bu durum sebebi ile kendilerini eşlerine karşı suçlu hissedebilir,duruma karşı yaşadıkları umutsuzluk ve öfke sebebi ile bu olumsuz duyguları dolaylıolarak eşlerine ve çevrelerine yansıtabilirler.Eşler her ne kadar anlayışlı ve sabırlı da davransa, evlilik ilişkilerinde yaşanan güncel ufak tefek sıkıntılar dahi bastırılmış olumsuz duygular sebebi ile büyük tarışmalara neden olabilir.


VAJİNİMUSTA EŞLERİN DURUMU

Vajinismus vakalarında, Vajinismus sorunu yaşayan kadınların eşlerinin, reddedilme ve tatminkâr olmayan bir cinsellik ve yakınlaşma sürecine uyum gösterebilmek adına zaman geçtikçe artan bir pasif karakter görüntüsü sergiledikleri gözlemlenen bir durumdur.

Vajinismus sorunu yaşayan kadınların eşleri ; istenmedikleri, sevilmedikleri ve hatta reddedildikleri duygularına kapılabilmektedirler. Bu olumsuz duygular zaman içinde erkekte sertleşme yetersizliğinin ve istem dışı boşalmanın ortaya çıkmasına ve cinsel isteksizliğe yol açabilmektedir. Vajinismus sorunu yaşayan kadının eşi umutsuzluk içerisinde eşini anlamaya çalışır ancak ne yapması gerektiği konusunda fikri yoktur.

Bazen erkek, kendisinin elinden geleni yaptığını, ancak karısının sorunun üstesinden gelmek için çaba göstermediğini düşünebilir Her defasında reddedildiği için de kendini işine vererek, kendince ev ve zihin karmaşasından uzaklaşmayı tercih eder.

Eşinden cinsellik talebinde bulunmak ,erkeğe kendini suçlu hissettirebilir ve bu durumzaman içinde öfkeye dönebilir.Suçluluk ve öfke duyguları çiftlerin birbirlerinden uzaklaşmasına sebep olur.Çocuk sahibi olma planları ertelenir ve erkek zaman içinde evlilik geleceğinin ne olacağına dair umutsuzluk ve korkuya kapılabilir.

Erkek partnerler ,eşleri ile aralarında olan bu durumu eşlerini üzmemek için kimseye söyleyemez ,hem kendileri hem eşleri adına bastıırlmış bir içerleme ve üzgünlük duygusu ile yaşarlar.
Erkeklerin, vajinismusun bir kadının seksten uzak durmak için kasıtlı olarak neden olduğu bir şey olmadığını anlamaları önemlidir.Vajinismus probleminin ,gün geçtikçe eşler arasındaki duygusal bağı da etkisi altına almaması için vajinismus tedavisine zaman geçirilmeden başlanması oldukça önemlidir.

VAJİNİSMUS TEDAVİSİ

Vajinismus tedavisinde izlenecek yol haritasının seçilebilmesi açısından öncelikle çiftin çok iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerekir. Değerlendirme, kapsamlı bir yaklaşım gerektirir. Vajinismusu yaşayan çiftin kişilik analizleri, evlilik ilişkileri ve iletişim düzeyleri,cinsellikle ilgili bilgi düzeyi ve düşünceleri,duygusal çatışmaları ve uyumları da bu değerlendirmede önem taşır.

Vajinismusun tedavisinde, kişinin yaşına, kültür düzeyine,sosyal yapısına,evlilik süresine ve eşi ile olan ilişkisine,inançlarına ve korku-kaygı düzeyine bağlı olarak farklı tedavi yöntemleri uygulanabilmektedir. Tedavi yönteminin seçilmesindeki ve tedavi sürecinin devam etmesindeki en önemli etkenlerden bir tanesinde, cinsel terapist ile vajnismusu yaşayan danışan arasında bir uyum sürecinin başlamış olmasıdır.

Tedavide esas amaçlarından biri de doğru cinsel bilgilendirme , yanlış inançları değiştirme ve bir takım egzersiz programları ile kaygıyı düşürmektir. Vajinismus yaşayan kadınlar kaygılarını kontrol edememektedirler.


VAJİNİSMUSUN TEDAVİSİ ÇİFTE VE İLİŞKİYE ÖZGÜDÜR.

Vajinismusu yaşayan bazı kadınlarda sadece doğru cinsel bilgilendirme ve telkin yeterli olabilirken, bazılarında bilgilendirme ile birlikte davranışsal terapi uygulaması yapılmaktadır. Daha bilinç altı süreçlerin etkin olduğu bazı kadınlarda ise çocukluk dönemi ve anne-baba ilişkilerini içeren psikoterapi uygulamaları da tedaviye dahil edilmektedir. Dolayısıyla tedavi süreci her çift için aynı olmayabilir.

Vajinismus tedavisinin başarı ile sonuçlanmasına yardımcı olan en önemli konu; çiftin terapist ile uyumlu şekilde yol almasıdır. Seanslara düzenli gelinmesi, tedavi sürecindeki kurallara uyulması, ev ödevlerinin düzenli olarak yapılması ve ertelemeye yer verilmemesi hem problemin kesin olarak çözülmesine hem de tedavi sürecinin kısalmasına yardımcı olur.


VAJİNİSMUS TEDAVİ BAŞARISI

Vajinismus, kadın cinsel rahatsızlıkları arasında en başarılı tedavi oranı gösteren rahatsızlıktır. Vajinismusda tedavi başarı oranı %99 dur.

Klinik tedavi öncelikle, hassaslığı giderme ve sistematik duyarsızlaştırma alıştırmalarıyla davranışsal talimatların bir birleşimini kullanmayı içerir. Başarıya ulaşamayanlar , genelde tedaviyi bırakıp tamamlamayan çiftlerdir. Sonuçta vajinismus bir kaçınma rahatsızlığıdır ve tedaviye devam edebilmek başarıya ulaşmanın ilk şartıdır.
Tedaviyi tamamlayan çiftler için sonuç hemen hemen her zaman tam çözümlü, olumlu ve başarılıdır.


VAJİNİSMUS SORULARINIZ


1.VAJİNİSMUS KESİN OLARAK ÇÖZÜLÜR MÜ?

Vajinismus %100 tedavi başarısı sağlanan bir rahatsızlıktır. Ancak tedavinin sonuçlanması için çiftin tedavi sorumluluğunu alması ve seanslarına düzenli katılması gereklidir.Vajinismus psikolojik bir sorundur.Çiftlerin sabrı,inancı ve motivasyonu tedavi başarılı sonuçlanması ile birebir ilişkilidir.

2. VAJİNİSMUS TEDAVİSİ NE KADAR SÜRER ?

Vajinismus Tedavisinde, tedavi süreci çiftten çifte değişmekle birlikte, 6-12 seans aralığında tedavi başarı ile sonuçlanmaktadır.
Çiftlerin sabrı,inancı ve motivasyonu ve seanslarına ertelemeden düzenli katılmaları ve verilen programa uymaları tedavi başarılı sonuçlanması ile birebir ilişkilidir.

3. VAJİNİSMUS KENDİ KENDİNE GEÇER Mİ?

Vajinismus, zamana bırakarak veya kulaktan dolma,kitaptan okuma bilgiler ile kendi kendine geçmemektedir.
Bazı çiftler yardım almaktan kaçınarak sorunu zamana yayarak ilişkilerini ve evliliklerinide yıpratmaktadırlar.
Vajinismusu yaşamak her iki partner için de zorlayıcı bir durumdur.İlişkinin sağlığı ve doğru-yapılandırılmış bir tedavi için yardımalmak gereklidir.

4. VAJİNİSMUS HAMİLELİKTEN SONRA GEÇER Mİ?

Bazı kadınlar, bekareti bozulmadan veya tam cinsel birleşme olmadan da hamile kalabilir. Ancak Vajinismuslu bir kadın normal doğum yapsa bile sorunu çözülmez.Vajinismus yaşayan kadınları normal doğuma zorlamak yanlıştır.Vajinal muayeneye bile izin veremeyen vajinismus yaşayan kadınların ağrılar içinde normal doğuma zorlanması, hem doğumun sağlıklı bir şekilde yapılamamasına hem de vajinismus sorununun ve psikolojik çöküntünün daha da alevlenmesine neden olmaktadır.

5.VAJİNİSMUS TEK BİR SEANSTA TEDAVİ OLABİLİR Mİ?

Sağlıklı ve yapılandırılmış bir Vajinismus tedavisinde; cinsel bilgilendirme, cinsel yanlış inançları saptama, olumsuz cinsel düşünceleri değiştirme ve sistematik duyarsızlaştırma teknikleri kullanılmaktadır. Dolayısı ile tek bir seans ile vajinismusu sonlandırmak mümkün değildir. Ancak her kadının vajinismus sebebi farklılık gösterebilmektedir. Tedaviye daha motive ve umutlu gelen, eşleri ile ilişkileri daha sağlıklı ve destek olan ve motive eden bir partnere sahip olan kadınlar, vajinismus seanslarında daha kısa sürede başarılı sonuç alabilmektedirler. Bu sebeple vajinismus tedavisinin, zamana bırakılmayarak eşler arasındaki ilişkiyi yıpratacak noktalara gelinmemesi de önemlidir.

]]>
Neden Psikolojik Sorunlarımız Var? Kurtulmak Elimizde Mi? http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=318&url=neden-psikolojik-sorunlarimiz-var-kurtulmak-elimizde-mi http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=318&url=neden-psikolojik-sorunlarimiz-var-kurtulmak-elimizde-mi Fri, 22 Aug 2014 18:34:20 +0300 “NEDEN korkularım ve takıntılarım var, depresif hissediyorum, öfkeliyim, suçlu hissediyorum, kaygılıyım, panik atak yaşıyorum, cinsellikle ilgili sorunlar yaşıyorum, cinsel korkularım var, hayata karşı isteksizim, kendime güvenim yok, yapmam gerekenleri erteliyorum, değersiz hissediyorum, fiziksel bir neden olmadığını doktorlar söylemesine rağmen baygınlık nöbetleri geçiriyorum, insanlar içinde rahat değilim, bazen ya da sıklıkla kendime yabancılaşmış gibi bir hisse kapılıyorum?... VE NEDEN BU SORUNLARI KENDİ KENDİME AŞAMIYORUM?”…

“Neden” kelimesiyle başlayan bu durumları çok daha uzatmak mümkün. Bunların hepsi psikolojik sorun yaşayan insanların içinde bulundukları kötü hissetme hallerini, açmazları, çelişkileri yansıtan ifadeler. Bu sorunların bazıları içimizde yaşadığımız sıkıntılarla ilgili bazıları da ilişkilerimizle ilgili. Bu sorunların her biri farklı bir psikolojik soruna ve sıkıntıya işaret ediyor gözükse de ve her birinin farklı bir psikolojik ya da psikiyatrik ismi (kaygı bozukluğu, depresyon, panik bozukluk, ilişki sorunları, cinsel sorunlar, takıntı, bağımlılık, fobi, kişilik bozukluğu gibi) olsa dahi aslında durum bu kadar karmaşık değil.

Araştırmalar, klinik uygulamalar ve bunlar sonucunda elde ettiğimiz sonuçların da katkısıyla; beyinde psikolojik sorunların nasıl oluştuğu doğrultusunda bilimin geldiği son nokta şu: Hiçbir psikolojik sorun, semptom ve aşamadığımız ilişki sorunları kendi kendine oluşamaz ve mutlaka bu sorunlara ve semptomlara yol açan nedenler vardır.

Beyinde psikolojik sorunların gelişmesinden ve kendi kendine geçememesinden sorumlu bölge orta beyindeki limbik sistemdir; uzak geçmişte (özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde) veya yakın geçmişte yaşadığımız olumsuzluklar ve o dönemlerde yaşadığımız olumsuzluklar nedeniyle ortaya çıkan olumsuz duygular (kaygı, korku, suçluluk, öfke, depresyon gibi ana duygular) travmatik etki mekanizması ile limbik sistem bölgesindeki fiziksel organlarda (amigdala gibi) depolanır ve tamamen zamandan bağımsız olarak varlıklarını sürdürmeye ve aradan ne kadar süre geçerse geçsin bizde çeşitli şekillerde, yoğunluklarda ve sayılarda kötü hissetme halleri yaşamamıza neden olmaya devam ederler.

Travmatik duygu birikiminin güncel yaşantımızdaki etkisi sürekli de olabilir dönemsel de; belirli dönemler iyi hissedebilsek de (güncel hayatımızda çevresel stresin fazla olmaması, ilaç tedavisi görüyor olmamız gibi nedenlerden ötürü) bu iyi hissetme hali geçici olur ve kötü hissetme halleri tekrar kendini gösterir ya da belirli bir yaşa kadar travmatik etki ortaya çıkmayabilir ve belirli bir yaştan itibaren, belirli bir dönemden itibaren ya da belirli bir olaydan sonra (sorumluluk almaya başlamak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, okuduğumuzbir kitabın ya da duyduğumuz bir şeyin etkisinde kalmak, iş değiştirmek, taşınmak, karşı cinsle ilişkilerin başladığı dönem, yaşımızın ilerlemesi, ergenlikten çıkmak gibi) psikolojik sorun ve bu sorunla ilişkili kötü hissetme halleri ortaya çıkabilir.

Travmatik duygu birikiminin ne zaman tetikleneceği, yani kötü hissetme hallerini ne zaman yaşayacağımız, birçok faktöre bağlı olabilir; biz bu faktörlerin farkında olabiliriz ya da olamayız. Geçmiş dönem (çocukluk, ergenlik ve erişkinlilk) yaşanmış olumsuz yaşantılar ve bu yaşantıların travmatik duygularının beynimizdeki limbik sistemde birikmesi ve bunların tetiklenmesi durumu söz konusu olmasaydı psikolojik sorun yaşamazdık, yaşayamazdık. Buna güncel olarak yaşanan ağır durumlar sonucu oluşan psikolojik sorunları hem katıyorum hem de katmıyorum. Klinik uygulamalarda gördüğümüz, yaşadığı yeni bir güncel travma nedeniyle psikolojik sorun yaşamaya başlamış insanların göreceli olarak çok az sayıda olmasıdır.

Özetle demek istediğim şu; farkında olduğunuz ya da olmadığınız hangi psikolojik sorunu yaşıyor olursanız olun ve/veya bir türlü çözüm bulamadığınız ve yetersiz hissettiğiniz kişiler arası sorunlar varsa travmatik etkilenme sonucu oluşan bir durum söz konusudur. Bu çeşitli sorunların en büyük özelliği, irademizi kullanarak çözemiyor olmamızdır; bunun nedeni iradenin bir üst beyin (korteks) işlevi olması ancak duygusal birikmelerin orta beyindeki limbik sistemde depolanıyor olmasıdır.

Travmatik etkilenmeler sonucu oluşan olumsuz duygu birikmeleri bize durduk yere kötü hissetme halleri ya da yaşadığımız durumla kıyaslanamayacak ölçüde abartılı kötü hissetme halleri ve çözüm bulamama halleri yaşatır. Her türlü psikolojik sorunda, bu hallerden kurtulmanın günümüzdeki en etkin ve kalıcı çözümü psikoterapide travma çalışması yapmaktır (Özellikle, EMDR yöntemi tecrübeli bir klinik psikolog tarafından, psikoterapide uygun ve etkili bir şekilde kullanıldığında).

Bu yapıldığında birikmiş travmatik duygu yükleri beyinden atılır ve güncel sorunlarımız, konusu, ismi, tanısı ne olursa olsun kalıcı bir şekilde ortadan kaybolmaya başlar.

Yrd.Doç.Dr. Klinik Psikolog Ercüment DOĞAN



]]>
Emdr Psikoterapisi İçin Psikolojik Sorunlara Kesin Çözüm Diyebilir Miyiz? http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=317&url=emdr-psikoterapisi-icin-psikolojik-sorunlara-kesin-cozum-diyebilir-miyiz http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=317&url=emdr-psikoterapisi-icin-psikolojik-sorunlara-kesin-cozum-diyebilir-miyiz Fri, 22 Aug 2014 18:30:41 +0300 Psikolojik danışmanlık almak için başvuran kişilerin, kendileriyle ilgili olumsuz inançlara sahip olduğu gözlenir. Kimi zaman bu olumsuz düşünceler kişinin yaşamının her alanda tekrarlayan, sabit bir hal alabilir. Klinik uygulamalarda, psikolojik problemi olan kişilerin kendileri ile ilgili bazı sabit olumsuz inançlara sahip olduklarını ve bunlarla ilişkili olarak kaygı, öfke, sıkıntı, suçluluk, huzursuzluk, utanma, tedirginlik, korku gibi olumsuz duyguları hissettiklerini görülür.

Bu kişiler ne yaparlarsa yapsınlar kendileri ile ilgili bu olumsuz düşünce ve duyguların etkisinden kurtulamadıklarını ifade ederler. Olumsuz duygu ve düşünceler adeta kişinin tüm yaşamını etkisi altına almıştır. Örneğin, panik atak yaşayan bir kişi, kontrolü kaybettiği ya da kalp krizinden öleceği duygusunu sıklıkla yaşayabilir.“Tehlikedeyim”, “çaresizim”, “dayanamıyorum”, “kalp krizi geçiriyorum”, “kontrolümü yitirdim” gibi olumsuz düşüncelerini yoğun olarak yaşar. Tehlikede hissettiği durumlarda şiddetli korku hissedebilir ya da ileride olumsuz bir şeyin olacağını düşünerek yoğun bir şekilde kaygılanabilir.

İşle ilgili performans kaygısı olan ya da aşırı mükemmeliyetçi bir çalışan “başarasızım”, “karar veremiyorum”, “mükemmel olmalıyım”, “kendimi organize etmeliyim” gibi düşüncelerin etkisi altında kalarak işyerindeki zamanının büyük kısmını sıkıntı, huzursuzluk ya da kaygı duyguları içinde geçirebilir. Başarısızlık korkusu kimi zaman o kadar büyüktür ki yeni bir iş ya da karar konusunda çekimser kalabilir. Yaptığı işle ilgili olası bir hatanın olacağı kaygısı ile şidddetli huzursuzluk duyabilir.

Tacize uğramış bir kişi, yaşadığı dehşet verici olayın etkisini içselleştirebilir, yaşadığı çaresizlik ve öfke ile kendisinde suçu arayabilir. Bu durum daha çok bu etkinin farkında olmadan olur ve kişiye bugünkü hayatında “Kötü şeyleri hak ediyorum”, “sevgiyi hak etmiyorum”, “değersizim”, “elim kolum bağlı” gibi düşüncelerden sanki kurtulamayacakmış duygusunu hissettirir.

EMDR, bunlarla birlikte; travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) olarak adlandırdığımız durumlarda hemen müdahale edildiğinde çok kısa sürelerde işe yarar. Ancak geçmiş birikim yoksa taciz, savaş stresi, doğal afetler, çocukluk döneminde yaşanan ciddi olumsuz olaylar, küçük yaşta yaşanan ameliyat deneyimleri, fiziksel ve psikolojik şiddet gibi büyük travmalarda, sarsıcı yaşam deneyimlerinin neden olduğu psikolojik sıkıntıların tümünde oluşan olumsuz duyguların temizlenmesinde önemli bir role sahip.

Özellikle çocuk ve ergenlerde hemen travma yaklaşımı ile müdahale edilmezse birikim sonucu kompleks travmaya dönüşme ihtimali çok yüksektir. (TSSB de kalmaz) Çünkü normal şartlarda az etkileneceği ya da hiç etkilenmeyeceği durumlarda, kişi yaşadığı travma veya travmalar nedeniyle çok etkilenir hale gelir ve bu bir kısır döngü yaratır.

Özetle; basit travmalar, travma sonrası stres bozuklukları, çocukluk, ergenlik ve erişkinlik travmaları, kronik ve kompleks travmaların tümünde sorun ya da sorunlardan kurtulabiliriz.

EMDR psikoterapisi ile psikotik sorunlar dışında nihai çözüme ulaşmak mümkündür. Psikotik sorunlarda ise ilaç tedavisine ilave olarak uygulanan EMDR, kişinin iş ve sosyal hayatına uyumlanmasını hızlandırıp, güçlendirebilir.

Yrd.Doç.Dr. Klinik Psikolog Ercüment DOĞAN

]]>
Psikolojik Travmalar: Erişkinlik Dönemindeki Sorunların Temel Nedeni! http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=316&url=psikolojik-travmalar-eriskinlik-donemindeki-sorunlarin-temel-nedeni http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=316&url=psikolojik-travmalar-eriskinlik-donemindeki-sorunlarin-temel-nedeni Fri, 22 Aug 2014 18:28:37 +0300 İnsanlar, durduk yere psikolojik problem geliştiremezler. Mutlaka bu problemin altında anlamlı bir sebep yatmaktadır. Tabii kişinin bunun farkında olması her zaman mümkün değildir… Yani, sıkıntımızın nedenlerinin farkında olamamamız, sıkıntımızın nedenleri olmadığını göstermez. Genellikle sıkıntımızın kaynağı ile ilgili bilgiler bilincimizden çıksa da durumun duygusal etkilerini yaşamaya devam ederiz.

Geçmişte yaşanan duygusal, fiziksel ve cinsel taciz, işkence, ölüm, maddi zorluklar, borç, uzun süren işsizlik, boşanma, erişkinlikte aşırı olaylara maruz kalma, deprem gibi doğal afetler, savaşta veya çatışmada bulunma, arkadaş kaybı, ceset görmek, ayrılık, ölüm, iş yükünün fazla ya da az olması, eş aileleriyle ilgili yaşanan sıkıntılar, aşırı eleştiri, aşırı müdahale erişkinlik travmaları arasında yer alan bir çok durumdan bazılarıdır.

Bu süreçlerde kişi farklı savunma mekanizmalarıyla hareket edebilir.

Psikolojik sıkıntıdan muzdarip bir kişi kendisini travmalarına bağlı olarak kendini kötü hissetmesine rağmen, hayatında her şeyin iyi olduğunu dolayısıyla da yardıma ihtiyacı olmadığını savunabilir. Tabi durumun kendisi ve çevresi tarafından fark edilmemiş olması çeşitli ilişki sorunlarına yol açar. Ama sorun olduğu ısrarla reddedilir.. Böyle bir durumda kişi elbette iyileşme şansını da yitirmiş olur.

Oysa unutmamamız gereken şu: sorun bizi etkileyen bir geçmişimizin olması değil bu geçmişin olumsuz etkisinden kurtulamıyor olmamızdır.

“Geçmişte yaşadığım olumsuz olay ya da durumun bugünümü etkilemesini engelleyebilir miyim?” sorusu kişinin psikolojik sağlığı için çok önemli bir sorudur ve cevabı “Travma terapisi” ile evettir. Bunu yapabiliyoruz... Şimdiki zamanda meydana gelen bir takım tetikleyici olaylar ya da durumlar, geçmişte olan ve kişi için halen bir sıkıntı kaynağı olan olumsuz düşünceleri, sahneleri, duyguları ve beden duyumsamalarını harekete geçirebilir ve psikolojik sıkıntı veya ilişki sorunu şiddetlenebilir ya da ilk defa ortaya çıkabilir.

Burada önemli olan nokta şudur: Geçmişimizi değiştiremeyiz ama o geçmiş yaşantıların bizim üzerimizdeki travmatik olumsuz etkilerini azaltabilir hatta ortadan kaldırabiliriz.

EMDR ile ilgili 20 yılı aşkın klinik pratiğe bakıldığında, uygulamalar sonucunda, psikolojik sorunların çözülmesinde son derece hızlı ve etkili sonuçlar alındığı görülmektedir.

Yrd.Doç.Dr. Klinik Psikolog Ercüment DOĞAN


]]>
Emdr İle Diğer Psikoterapi Yöntemleri Arasındaki Farklar Nelerdir? http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=315&url=emdr-ile-diger-psikoterapi-yontemleri-arasindaki-farklar-nelerdir http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=315&url=emdr-ile-diger-psikoterapi-yontemleri-arasindaki-farklar-nelerdir Fri, 22 Aug 2014 18:26:18 +0300

Öncelikle, EMDR tekniği ile çalışıldığında; diğer yöntemlere göre çok daha hızlı ve kesin çözüme ulaşılabiliyoruz. Çalışma yöntemi olarak işlenen olumsuz duygular, olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmekle kalmıyor, kişi rasyonel düşünmeye de kendiliğinden kayıyor. Travma çalışılınca tüm semptomlar ortadan kalkıyor ve genellikle semptom üzerinde ayrı bir çalışma yapmaya gerek kalmıyor.

Biriken olumsuz duygular olumsuz düşünmeye ve olumsuz tutum sergilemelere yol açar. Bu kişilerde olumsuz hissetmeye bağlı olarak olumsuz düşünme hali artar. Fakat temel olan birikmiş olumsuz duygu yüküdür. Kognitif terapiler geçmişle ilgilenmez, dinamik terapilerde ise süreç yavaş ilerler. Yöntem olarak süreç bazen seneler alabilir. Halbuki dinamik ve kognitif terapilerle birlikte EMDR psikoterapisi uygulanıyor olsa çok daha hızlı ve köklü çözümlere ulaşılabilir. Çünkü EMDR, travmaları çalışarak psikolojik sorun ya da ilişki sorunlarının kendiliğinden ortadan kalkmasını sağlıyor. Bu teknolojiden yararlanmak çok önemli!

EMDR psikoterapisinde, nedensiz yere kişinin kendini kötü hissetme halleri, örneğin çeşitli sıkıntı halleri, obsesyon, takıntılar, depresyon, fobi, suçluluk gibi durumların üstünde ayrı ayrı durmaya gerek kalmıyor.

Semptom/ Çeşitli şekillerde kendini kötü hissetme halleri, bu hallerin uzun süreler boyunca sürmesi, olumsuz düşünce kalıplarının yerleşmesine yol açıyor. Öfke, pasif agresif tutumlar, alkol, erteleme, acelecilik ve eğer nörolojik bir bozukluk yoksa çocuklarda görülen davranış bozukluklarının tümü bu duruma birkaç örnek olarak gösterilebilir.

EMDR psikoterapisi ile, psikosomatik stres tipi ağrılar ve migren, uyuşmalar, karıncalanma, nedensiz kas ağrıları, belli bölgelerini yokmuş gibi hissetme, fiziksel nedeni olmayan ağrılar ve beden duyumlarının tedavisinde de sonuca ulaşılmaktadır. Önemli olan husus fizyolojik sıkıntıya yol açan fiziksel bir nedenin olmamasıdır. Psikolojik nedenli bu tür bedensel şikayetlere psikosomatik şikayetler diyoruz.

Yani özetle EMDR yöntemi ile hayata kolaylıkla “sil bastan” diyebiliriz.

Yrd.Doç.Dr. Klinik Psikolog Ercüment DOĞAN


]]>
Çocukluk Ve Ergenlik Travmalarında Emdr Psikoterapisi http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=314&url=cocukluk-ve-ergenlik-travmalarinda-emdr-psikoterapisi http://www.terapiportali.com/?page=blogpost&yid=314&url=cocukluk-ve-ergenlik-travmalarinda-emdr-psikoterapisi Fri, 22 Aug 2014 18:23:19 +0300 Çocukluk ve ergenlik travmaları değerlendirilirken olayın yaşandığı yaş, şiddet, süreklilik ve olayın kiminle yaşandığı gibi durumlar göz önünde bulundurulmalıdır.

Yine duygusal taciz, şiddete maruz kalma, uygun olmayan anne baba etkileşimleri ya da çocuğun görmemesi ve duymaması gereken herhangi bir olay ya da durumla karşılaşması, kronik fiziksel rahatsızlıklar, geçirilen ameliyatlar travmaya sebep olabilir. Henüz tam gelişmemiş olan çocuğun beyni bu travmatik duyguyu atamaz, az ya da çok birikme meydana gelir. Kişi erişkinlik döneminde psikolojik sorun yaşarken bu birikmenin çoğunlukla farkında değildir.

Travma kaynaklarını adlandırmak gerekirse; anne babanın birbirine karşı olan tutumları, anne babanın çocuğa yaklaşımı, okulda alaya, akranlar ya da büyükler tarafından fiziksel şiddete maruz kalma, çocuk yaşta görmemesi gereken pornografik içerikli fotoğraf ya da görüntüler, okulda, evde ya da sosyal çevrede duygusal ve fiziksel şiddet, cinsel taciz, cinsel oyunlar, çocuk yaşta yaşanan hastalıklar, anne babanın kaybı veya uzun süreli hastalığı, annenin aşırı duygusallığı, babanın aşırı otariterliği, anne baba ayrılmaları, anne baba cinselliğine tanıklık ilk akla gelenler…

Örneğin, babasının yaptığı şeyleri beğenmediğini ve büyük başarılar dışında yaptığı küçük şeyleri görmediğini algılayan bir çocuk bu süregiden deneyimlerin etkisi ile ileride ancak çok başarılı olduğu durumlarda takdir edileceği hissine sahip olabilir ve enerjisinin büyük kısmını önemli gördüğü insanlardan büyük başarılar sağlayarak takdir almaya adayabilir. Burada, kişinin ruhsal dünyasında uzun dönemli olumsuz etki yaratan bir durum olması nedeniyle bu durum travmatiktir. Diğer bir deyişle, küçüklüğünde bu kişinin maruz kaldığı olumsuz durum, o çocuk üzerinde travmatik bir etki yaratmış ve o kişinin geleceğini etkilemiştir.

Genellikle çocuklukta yaşanan olumsuz bir olay ya da maruz kalınan durum, kişi tarafından tamamen unutulur ve bilinçaltına atılır ya da olay ya da durum hatırlanmasına rağmen duygusal etkisi bastırılır. Bu, beynimizin biz farkında olmadan otomatik bir şekilde yaptığı bir müdahaledir. Böyle durumlarda kişinin geçmişte yaşadıklarının şimdi yaşadığı problem üzerinde etkisi olduğuna dair herhangi bir farkındalığı yoktur. Kişi şimdiki zamanda yaşadığı korku, panik, depresyon, takıntı gibi psikolojik sıkıntılara, iliski ve iletilimlerinde niye tekrarlayan sorunlar yaşadığına anlam veremez ya da çok genel ifadelerle kötü bir çocukluk geçirdiğini söyler…

Hatırlayalım ya da hatırlamayalım, aklımıza gelsin ya da gelmesin; bizde korku ya da kaygı yaratan olay ve durumları çağrıştıran şeylerden ileriki yaşantımızda da korkmaya ve kaçınmaya devam ederiz. Belki korktuğumuz şeyin ne olduğunu bilebiliriz. Bu şey örneğin kediler olabilir ama bu korkunun nedenini bulamayız ve şiddetine bir anlam veremeyiz. Bu durum, tabii ki korku ve kaygı dışındaki öfke, suçluluk, depresif hal vb. gibi duygular için de geçerlidir.

Kapalı yerlerden korkuyoruzdur, ancak bunun nedenini düşündüğümüzde 3 sene önce kapalı bir mekanda yaşadığımız panikten başka bir şey aklımıza gelmez; bu korkunun hala neden devam ettiği ile ilgili bir açıklamamız yoktur.

Topluluk içinde konuşmaktan çok korkuyoruzdur, nedeni sorulduğunda sadece “rezil olmaktan çok korkuyorum”deriz ya da ortaokulda sınıfta yaşadığımız bir sözlü sınavındaki başarısızlığımızdan bahsederiz ama erişkin yaşantımızda bu korkuyu neden bu şiddette yaşadığımızı bir türlü anlayamayız. Anlasak bile oluşmuş olan etkiyi kendi başımıza ortadan kaldıramayız.

Bütün bu durumlarda iç konuşmamız hemen hemen şöyledir: “Biliyorum bundan korkmam çok anlamsız, çok abartılı ama ne yapayım engel olamıyorum”, “Mantığımla duygularım sanki ayrı dillerden konuşuyor…”, “Farkındayım ama değiştiremiyorum”.

Bu farkındalıklar ilişki sorunlarında (Karşı cins, arkadaşlar, iş ortamındaki kişiler gibi) taraflarca genellikle algılanmaz. Çünkü güncel çatışma ön plandadır ve sorun olarak bu dile getirilir.

Biriken olumsuz duygu, olumsuz düşünme kalıplarına ve olumsuz tutum ve davranışlara yol açar.

Bu kişilerde olumsuz hissetmeye bağlı olarak olumsuz düşünme ve uygun olmayan davranışlar artar. EMDR ile bu travmaları çalışarak kişide çok önemli bir değişim sağlayabiliyoruz. Çalışmalarda semptomları yok etmek için ayrıca bir çalışma yapmaya gerek kalmıyor. Travmalar çalışıldığında durduk yere olan kötü hissetme halleri yani psikolojik sorunlar, yerleşik olumsuz düşünce kalıpları ve davranış biçimleri kendiliğinden ortadan kalkmış oluyor. Çünkü bütün bu sorunlara yol açıyor olan duygusal birikim boşaltılmış oluyor.

Yrd.Doç.Dr. Klinik Psikolog Ercüment DOĞAN


]]>